Üniversitelerimizde Gençlik - 2
Gürcan Banger
Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Eskişehir’de yılın yaklaşık 9-10 ayı 50 bin dolayında öğrenci yaşıyor. Bu büyük nüfusun şehir ekonomisine ciddi katkıları var. Fakat bu kadar büyük bir topluluğun, kentin sivil toplum yaşamında aynı derecede etkin olamadığını gözlüyoruz.
Bu katılım eksikliğinin iki farklı kanattan kaynaklanan iki temel nedeni var. Birincisi; 1980 sonrasında yaşanan sosyal ve siyasal kırılma nedeniyle öğrenci gençlik, sivil ve siyasal yaşam faaliyetlerinden uzak duruyor. İkincisi; ne siyasal partiler ne de sivil toplum kuruluşları (STK’lar) öğrenci gençliği cezbedecek kadar donanımlı, istekli ve girişken değil. Doğrusu; gençlerin, ‘yaşlı dinozor’ anlayışların egemenliğindeki partilere ve sivil kuruluşlara ilgi duymamalarını, bir parça olağan karşılamak gerekir. Diğer yandan; genel anlamda tüketim toplumunun gençliği sürüklediği günlük yaşama ve ‘olup bitene kayıtsız’ bir tüketici olma anlayışı da dikkate alındığında; sivil ve siyasal yaşamla öğrenci gençlik arasındaki uzaklığı tespit edebilmek kolaylaşıyor.
Genel anlamda siyasetin yukarıda anlattıklarımdan çok daha derin sorunları var. Bu nedenle burada sadece sivil toplum yaşamına değineceğim. Öğrenci gençliğin boş zaman değerlendirme faaliyetlerine katılım durumuna bakalım. Bu etkinliklere katılımı olumsuz yönde etkileyen faktörler arasında ekonomik yetersizlikleri, örgütlenme konusundaki ‘bellek silinmesini’, zaman kullanma ve yönetme konusundaki sıkıntıları sayabiliriz.
12 Eylül 1980 Darbesi öncesinde şimdiye oranla daha katı olan yasalar nedeniyle pek çok siyasi çizgi, kendi yapılanmalarını derneklerde gerçekleştiriyordu. Derneklerin bu şekilde kullanımı o döneme ait baskıcı yasalardan kaynaklanmasına rağmen, bu sayede ülkemizde derneklerin ‘gizli örgüt’ veya ‘terör örgütü’ ile eşdeğer tutulan kötü bir ünü oldu. Bu olumsuzluk hâlâ da kırılabilmiş değil.
Son 30 yılda sivil toplum fikrinin daha iyi anlaşılmasına ve AB rüzgârıyla yasaların olumlu değişiklikler geçirmesine rağmen; sivil toplum kuruluşları, tam anlamıyla gerekli zihinsel değişimi geçiremediler. Yakın geçmişte siyasi amaçlarla toplanılan derneklerde bugün farklı bakış ve amaçlarla bir araya gelinmesi sağlanamadı. Bu görünümde pek çok STK’nın yönetimlerinin, gerekli değişimi sağlayabilecek kişilerden oluşmamasının etkisi var. Sivil toplum, ne yazık ki kendisine yeni söylemler ve yeni liderler yaratma konusunda başarılı olamadı. Hatta bu konuda niyetinin olup olmadığı bile tartışılır. Çoğu zaman kopyacılık üzerine kurgulanan sosyal yaşamımızda Dünya sivil toplum deneyiminin yeterince aktarıldığı bile kuşkuludur. Sivil toplum alanında pek çok küresel başarı öyküsünün ulusal ve yerel düzeylerde bilinmemesi şaşırtıcı değildir.
Öğrenci gençliğin sivil toplum çalışmalarının dışında kalışını, sadece STK’ların bugünkü yapısına bağlamamak gerekir. Üniversitelerin kendileri de sivil toplum alanının değerlendirilmesinde yeterince yetkin değiller. Çok etkili olamayan öğrenci kulüpleri bir yana; öğretim kademesi, öğrencilere sivil çalışmalar konusunda hiza önderliği yapabilmekten çok uzak. Çünkü öğretim kademesinin yapısı da, toplumun ilgisiz, kayıtsız, tüketici ve ‘ah vah etmekle yetinen’ görünümünü yansıtıyor.
Üniversitelerde öğrencilerin boş zamanlarını değerlendirmeleri, çoğu zaman kendi seçimlerine kalıyor. Üniversiteyi kazanabilmek için her türlü faaliyetten fedakârlık ederek giriş sınavına çalışan öğrencilerin boş zaman değerlendirme konusunda deneyimsiz veya yetersiz olmaları son derece olağan. Buna üniversitelerin boş zaman kullanma eğitimi konusundaki yetersizlikleri de eklenince; binlerce genç bireyin neden sesinin çıkmadığını daha kolay anlıyoruz.
Öğrenci gençliğin, sivil toplum yaşamına kazandırılması bu alanın öncülerinin önünde bir görev olarak durmaktadır. Ülkedeki pek çok olumsuzluğun düzeltilmesinde bu kazanımın katkıları olacaktır.