İnternet Ne İşime Yarıyor?

İnternet Ne İşime Yarıyor?

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi

Bilgisayarla 1970’li yılların hemen başında tanıştım. Bu teknoloji, yaklaşık 35 yıl önce yaşamıma vazgeçilmez biçimde girdi. O zamandan bu yana kendi öğrenme çabam yanında; insanların bu teknoloji ile tanışması ve yakınlaşması için hayli emek verdim. Kitaplar, gazete ve dergilere yazılar yazdım. Özel veya akademik ortamlarda dersler, kurslar ve konferanslar verdim. Tamircilikten yazılım üreticiliğine, teknisyenlikten elektronik devre tasarımına kadar girmediğim bilgisayar dalı kalmadı.

Tüm bu süreç boyunca bir uzman olmaktan daha çok, daima iyi bir kullanıcı olmayı özledim. Sanırım; yaşam, bu dileğimi gerçekleştirmek için bana yardımcı oldu. Biraz da; İnternet’in günlük yaşamımıza girişi ile birlikte ‘iyi kullanıcı’ olmaya yönelik dileğim yerine geldi. Bilgisayarın, bir kurumsal ve kişisel gelişim danışmanı olarak yaşamımda artık doğru yere oturduğunu biliyorum.

Buluşlar, insan yaşamını değiştiriyor. İnsanlar da bu buluşların yarattığı teknolojik değişime ayak uyduruyorlar. Gelmiş geçmiş buluşların en önemlilerinden birisi olan bilgisayar, bu iki yönlü etkileşimin doğrulandığı alanlardan birisi oldu. Özellikle İnternet’in yerleşmesi, gelişmesi ve hızlanması ile birlikte elektronik / sanal tabanlı yeni bir yaşam ve iş modeli oluştu.

İnternet’le birlikte ülkelerin hukukî ve politik sınırları var olmaya devam etmekle birlikte, ekonomik sınırlar ortadan kalktı. Ticaretteki liberalleşme ve bilişim – iletişim teknolojilerindeki gelişmeler birbirine eşlik edince; ekonomik sınırların belirsizleşmesi ivme kazandı.

Bu gelişmeler ne anlama geliyor derseniz; buna birkaç farklı açıdan bakmak lazım gelir. Öncelikle; sınırların silikleşmesi, beraberinde dünya pazarlarının birbirini daha fazla etkiler hale gelmesine neden oldu. Her pazara başka ülkelerden yeni üretici ve satıcılar (yani rakipler) girdi. Piyasalara servis edilen mal ve hizmet sayısında sayı ve nitelik olarak çeşitlilik oluştu.

İşte; İnternet, her piyasada yer alan bu ürün ve hizmet çeşitliliğine müşteriler tarafından kolayca ulaşılmasını sağladı. Tanıtımların, reklâmların ve pazarlama malzemelerinin Internet’e taşınması ile mal ve hizmet hakkında bilgi bolluğu oluştu. E-ticaret siteleri, bu ortamda alışveriş yapmanın kolaylığını müşterilere, tahsilât yapmanın güvenliğini ise firmalara sundular.

İnternet ortamındaki e-ticaret olanaklarını genelde kitap almak için kullanıyorum. Özellikle yurtdışında veya bir başka kentte henüz satışa sunulmuş yayınlara, piyasada bulunması zor sahaf kitaplarına veya sadece Internet’te dosya olarak pazarlanan kimi dokümanlara ulaşmak son derece kolay oluyor.

Cep telefonu veya fotoğraf makinesi gibi kişisel kullanıma yönelik bir ürün almadan önce, ürün özellikleri (ve tabii ki fiyat) açısından araştırma yapmak için Internet, ideal bir ortam oluşturuyor. Ürünün teknik nitelikleri bir yana; normal çarşı – pazar yöntemi ile alacağım ürünler konusunda bile, önceden (bilgisayar başı) fiyat araştırması yapmak yararlı oluyor. Ürünleri birbirleri ile karşılaştırmak, aynı ürünü daha önce alıp kullananların görüşlerini öğrenmek ve hatta elinizde mevcut ama ihtiyacınızı karşılamayan ürünü ikinci el olarak satmak bu ortamdan son derece kolay.

Her geçen gün iş yapma modelini İnternet ortamına taşıyan kişi ve kuruluş sayısı artıyor. E-ticaret sitelerinde çok hızlı bir çeşitlenme yaşıyoruz. Pek çok büyük firmanın yeni pazarlama ve satış anlayışlarını Internet’i temel alarak geliştirdiklerini görüyoruz. Anlaşılıyor ki; bir kullanıcı olarak bilgisayar ve İnternet, yaşamımızda daha fazla yer almaya devam edecek.

Bilişimin Görünmeyeni

Bilişimin Görünmeyeni

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş

Bilgisayarın, sosyal yaşamda daha fazla yer almaya başladığı döneme Bilgi Çağı veya Bilgi Toplumu adını veriyoruz. Bu yeni dönemde sermaye, işgücü, doğal kaynaklar gibi üretim için gerekli olan unsurların arasına bilgi de eklendi. Eklenmekle kalmadı; hızla önem diziliminin ilk sıralarına doğru yol aldı.

Dünya’da öyle gelişmeler var ki; bu yönelimlerin başlangıç zamanlarında nasıl sonuçlar vereceğini kestirmek mümkün olmuyor. Ancak bazı olumsuz sonuçları görülmeye başladığında, konu hakkında bazı düşünceler ortaya çıkıyor. 

Bilgisayarı, diğer insan buluşlarından ayırt eden bazı temel özellikler var. Bunların başında bilgi depolayabilme ve programlanabilme gelir. Bir diğer özelliği ise çok yüksek hızda işlem yapabilmesidir. Bir insanın yıllarını alabilecek aritmetik işlemleri birkaç saniyeden daha kısa bir sürede doğru biçimde yapabilir.

Sanki bilgisayarın yüksek hız özelliği, sosyal ve ekonomik yaşama da yansıdı. Bilgi Çağı ile birlikte toplumsal hareketliliğin hızı ve ivmesi de arttı. Yaşamın tüm alanlarında değişim, bir ana unsur haline gelirken rekabet sertleşti ve Dünya ölçeğinde bir gerçeklik haline dönüştü. Bu durum, toplumda ve bireylerde yeni türden ruhsal travmalar ve rahatsızlıklar oluşturmaya başladı.

Toplum içinde gözlenen ruhsal sorun artışının arkasında, bir ölçüde bilgi toplumunda artan değişim temposunun etkisi de var. Bir örnek vermek gerekirse; yaşı 40’lara varmış olan kuşağın kendi çocukları ile olan kuşak farkı, anne-babaları ile olandan çok daha büyük ve çeşitli. 

Yine bu çağda bilginin artan önemi, eğitime daha fazla zaman ayırmayı gerektiriyor. Öğrenilmesi gereken çok daha fazla bilgi var. Bilginin eskime hızı da arttı. Bu durum, özellikle genç insanlarda bir ruhsal gerginlik yaratıyor. Artan eğitim ihtiyacı, işsizlik riski ile birleşince uykusuzluktan başlayan bağımlılık yapan madde kullanımı ile devam eden birtakım olumsuz durumlara yol açıyor. Ülkemizde üniversiteye giriş sınavlarının yarattığı ruhsal sorunları hatırlatmak isterim. Tabii, bu arada orta öğretim düzeyinde seçkin okullara girmek için yapılan yarışı da unutmamak gerekli.

Bilgi toplumunda bilgiden uzak kalma, insanların kolayca sosyal yaşamdan düşmelerine neden oluyor. Bilgi ile birlikte meslekler de hızla eskidiğinden, üretim süreçlerinde kol emeğinin eski değeri kalmadı. Makinalaşmanın ve otomasyonun etkileriyle iş bulabilmek için giderek zorlaşıyor. 

Bilgi toplumu, geçtiğimiz dönemde 10-15 yıl arasında tamamlanan eğitim sürecini, neredeyse yaşamın tamamına yaydı. Bir başka deyişle; bir işe, bir mesleğe sahip olmak için eğitimin sürekli olarak içinde bulunmak gerekiyor. Yaşamsal eğitime ara verenler, hızla mevzi kaybediyorlar. Kaybettikleri mevziler arasında işleri de olabiliyor. Çünkü rekabet, iş bulma yanında işyerlerinde pozisyon elde etme biçimine de dönüştü. İş dünyası, kendi kuralları içinde çalışanları yarıştırarak daha yüksek verim ve katma değer elde etmeye çalışıyor. 

Bilgiye dayalı işlerde çalışan insanlar için gündemde yeni bir sorun var. Eğer tek sahip oldukları unsur işleriyse, büyük bir risk aldıklarının farkında olmalılar. Bilgiden kaynaklanan rekabet, zayıf ve yorgun düştüklerinde işlerini kaybedebilecekleri anlamına gelmektedir. Bu gerçek, bu dönemde özellikle 40’lı yaşlarla beraber bilgi işçileri için daha doğrudur.

Ne yapmalı derseniz; herşeye rağmen ya yaşamsal mesleki eğitimi sürdürmeli ya da ikinci bir çalışma alanı bulup kendini geliştirmeli, derim.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.