Meyve, Sebze ve Denetim
Gürcan Banger
Meyve ve sebze gibi bitkisel ürünlerin, zararlı haşerattan korunması amacıyla zirai ilaçlar kullanıldığını biliyorsunuz. Özellikle sıvı ilaçların, orijinal kabından başka kaplarda saklanması nedeniyle bunları gazoz, kola veya içme suyu sanarak içen kişilerin zehirlenme hikayelerini de görsel ve yazılı basında izliyoruz. Yine tarım ilaçlarının uyuz gibi nedenlerle ilaç olarak kullanılmasından kaynaklanan zehirlenme olaylarını da duyuyoruz. Tüm bu üzüntülü durumların altında, bilgisizlikten kaynaklanan yanlış kullanımlar var.
Bu komik örnekler bir yana; meyve ve sebze üretiminde yararlanılan zirai ilaçların hatalı kullanımı, ülkemizde ciddi bir sorun olarak yükseliyor. Bu ilaçların kalıntılarının, değişik biçimlerde sebze ve meyvelerin bünyesinde yer aldığı, böyle insan bedenine taşındığı da iyi biliniyor. Gelişmiş ülkeler, Türkiye gibi ülkelerden ithal ettikleri bitkisel ürünlere çok sıkı testler uyguluyorlar. Bünyesinde zehirli ilaç bulundurduğu için, ithalatçı ülkeler tarafından iade edilen bitkisel ürünlerimizle ilgili olayları basından izliyoruz. Ama bu tür ürünlerin, ne biçimde tüketildiği konusunda fazlaca kafa yormuyor, dikkatli davranmıyoruz. Eğer başka ülkeler tarafından zehirli bulundukları için iade edildiğini duyduğunuz ürünlerin imha edildiği gibi bir düşüncedeyseniz, ciddi biçimde yanıldığınızı söyleyebilirim.
Gelişmiş ülkelerin, sebze ve meyve konusunda uyguladığı ciddi denetimler ülkemizde bulunmamaktadır. Zirai ilaç kalıntısı içeren ve insan bedenine zarar verme özelliğine sahip bitkisel ürünler ülke içinde kolaylıkla satılabilmektedir. Bazı büyük alışveriş merkezlerinin sebze-meyve reyonlarında satılan bitkisel ürünler konusunda denetim uygulamalarına karşın, açık pazar yerlerinde ve kayıtdışı olma özelliğine sahip mekânlarda herhangi bir denetim mevcut değildir. Bir başka deyişle; herhangi bir denetime uğramayan pek çok bitkisel ürün, kolaylıkla ve hızla mutfaklarımız girmeye devam etmektedir.
Meyve ve sebze ihracatçıları, zehirli kalıntı içermesi nedeniyle ihracattan geri dönen ürünlerin, iç piyasada eritilmemesi durumunda sebze-meyve ticareti yapan firmaların iflas etme durumunda kalacaklarını belirtmektedirler. Bu nedenle; bu tür ürünleri iç pazarlara sunma konusunda kendilerini haklı çıkaracak tezler ileri sürmektedirler.
Ülkede var olan sebze-meyve durumuna bir göz atalım. Ülkemizde değişik üretim yaklaşımlarıyla yılda yaklaşık olarak 40-45 milyon ton civarında sebze ve meyve üretilmektedir. Anlaşıldığı kadarı ile, bu miktarın ancak yüzde 5’i dış pazara sunulmaktadır. Bir başka deyişle; toplam ürünün yüzde 95’i iç piyasada tüketilmektedir. Dolayısıyla zehir kalıntısı içeren ürünün neredeyse tamamı yurt içinde satılmaktadır.
Bir noktayı daha dikkate sunmak isterim. İhracatçılar, mal gönderdikleri ülkelerin sıkı denetimlerini bildikleri için dışarıya gönderdikleri malları özenle seçmektedirler. Üreticilerle iletişim içinde bulunarak, bitkisel ürünlerde zehirli kalıntıların uluslararası denetim sınırlarını aşmaması konusunda duyarlılık göstermektedirler. Yurt içi üretim ve satışlarda ise bu tür denetimler bulunmadığından, zirai ilaç kalıntıları içerebilecek bitkisel ürünler kolaylıkla tüketiciye ulaşmaktadır.
Meyve ve sebze üretimi konusunda ülkemizdeki bazı sorunları kısaca sıralamak isterim: 1- Tarım ilaçları reçetesiz olarak satılmaktadır; 2- Üretilen ürünlere yeterli denetim ve analiz uygulanmamaktadır, yapılan analiz sayısı yeterli değildir; 3- Kontrol laboratuvarları sayı ve nitelik olrak yeterli değildir; 4- Zehir eşik değerleri Batı’ya göre yüksektir; 5- Zirai ilaç kullanımı konusunda bilgilenme ve eğitim yeterli değildir; 6- Ürünün üretim yerinde denetimi yapılmamaktadır.
Diğer yandan; bitkisel üretimde olumlu bir özelliğimiz var. Türkiye, Batı’ya oranla toprakları daha az kimyasal kirliliğe uğramış bir ülkedir. Bu yönümüzü doğru değerlendirip yukarıda sıraladığım sorunları çözerek, sebze ve meyve üretiminde daha iyi noktalara yükselebiliriz. Böylece insanımızı zehirleme “günahını” da içimizde taşımayız.