Sadelik Üzerine
Gürcan Banger
Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi *** YENi ***
Dünyada giderek yaygınlaşan ve ‘gönüllü sadelik (voluntary simplicity)’ olarak isimlendirilen bir sivil hareket var. Bu hareket bir Amerikalı yazar, konuşmacı, eğitimci ve danışman olan Duane Elgin ile ilişkilendiriliyor. Duane’nin aynı isimle 1993’te yayınlanmış ünlü bir kitabı var.
Tüketim bağımlılığının aşırı boyutlara varması üzerine özellikle Batı’da sade yaşama yönelik sivil çalışmalar çoğaldı. Bu hareketler, bir yandan kapitalist üretim – tüketim çılgınlığını eleştirirken; diğer yandan da doğal yaşamın uzun soluklu olabilmesi için ‘sürdürülebilir tüketim’ olarak isimlendirilen bir kavramı dillendirmeye çalışıyor.
Batı’da yaşam sadeliği çok yeni bir kavram sayılmaz. Hıristiyanlar bunu İncil’de yer alan “Bana ne zenginlik ne de yoksulluk ver” sözü ile tasvir ediyorlar. Diğer yandan sade yaşamı, İslamî yaşam tarzına uygun bulan kesimler de her zaman olagelmiştir. Bu bağlamda sufizmin ana ilkelerinden birisinin sade yaşam olduğunu da hatırlayabiliriz.
Yaşam sadeliği, yeni bir kavram olmamakla birlikte giderek artan tüketim çılgınlığı ve insan yaşamının yok olan ortamları ile birlikte yepyeni boyutlar kazanıyor. Küresel ısınma, sağlıklı yaşlanma gibi konular yaşamsal sadeliği her geçen gün daha fazla gündeme taşıyor.
Yaşamsal sadelik, öncelikle insanın kendi ‘yaşam yolunu’ bilinçli, hassasiyetle ve kendi isteklerine bağlı olarak seçmesi demek. Burada bir ‘seçimden ve yoldan’ söz edildiğine göre; bundan odaklanarak, derinlemesine ve tüketici kültüründen etkilenmeden yaşam anlamını çıkarmak gerekir. Bunu elde etmek için de insanların yaşamlarını bilinçle düzenlemeleri ihtiyacı oluşuyor.
Tüketim bağımlılığının ikizi (bir başka ifade şekli), hiç kuşkusuz üretim çılgınlığıdır. Üretim ise doğayı değiştirmek anlamına gelir. Eğer yeraltındaki altını çıkarmak için zehirli ve tahrip gücü yüksek siyanürü kullanırsanız, (her ne kadar bazı çevrelerce aksi ifade edilse de) o doğal çevreyi sürdürülebilir yaşam için ‘imkânsız’ bir noktaya getirebilirsiniz. Dolayısıyla sadeliğe sadece tüketimin Dünya ve yaşam kaynaklarını yok etmesi açısından bakmamak lazım. Sadeliğin altyapısı olarak ‘sürdürülebilir üretim’ kavramını da dikkate almamız gerekir.
Sade yaşamın ilintilerinden birisi, doğal yaşam ortamlarının ve buralarda yaşayan canlıların varlıklarının devamının sağlanmasıdır. Bir başka deyişle; insan olarak faaliyetlerimizde diğer canlı türlerinin varlıklarını sürdürmelerine özen göstermek zorundayız. Bu anlayış, basit çevreci kavrayışın ötesine geçen, insanın yaşamının dışına taşarak tüm canlıların yaşamsal sürekliliğini değerli bulan bir yaklaşımdır.
İnsan, söylemini çevresine yazarak veya konuşarak (tebliğ yöntemi ile) iletebilir. Hâlbuki yaşamsal sadelik anlayışı, insanın fikriyatını ve yaşam modelini bizzat yaşayarak (temsil yöntemi ile) açıklaması üzerine yoğunlaşır. Örneğin ünlü barışsever ve düşünür Mahatma Gandhi, “Yaşamım mesajımdır” der. İnsanları özendiren yaşamlar, doğanın sürdürülebilirliği konusunda çok önemli katkılardır.
Sade yaşam, insanın doğal köklerinin farkında olması demektir. Bir anlamda tüketmekte aceleci olan insanın, gerçekte kendi varlığını tüketmekte olduğuna işaret edilmesidir. Yaşamsal sadelik, canlı yaşamına saygılı olmanın bir ifadesidir.
Tabii ki; yaşamsal sadelik, insanın yaşamını daraltması değildir. Çevresine karşı duyarsız, hareketsiz ve ilgisiz kalması anlamına da gelmez. Ama yaşamı bir koşuşturma haline getirerek, yaşamaktan almamız gereken lezzeti yitirdiğimizin de farkında olmalıyız.
Bu yazı kapsamında; Dünya Yeşil Hareketi’nin oluşmasında önemli katkılar yapan bir felsefeci, yazar ve hatip olan Murray Bookchin’den de söz etmek istiyordum. Ama bu konuya bir başka yazıda değinmek üzere Thoreau ile bitireyim. 1849’da yazdığı ‘Sivil İtaatsizlik’ makalesi ile sivil toplum alanında bir çığır açmış olan Amerikalı yazar, düşünür ve çevreci Henry David Thoreau şöyle diyor: “Yaşamımız ayrıntılar yüzünden ziyan oluyor. Sadeleştirin, sadeleştirin.”