Nevrotik Şirket
Gürcan Banger
Dün; insanların yaşadıkları korku ve endişeleri firmaların da yaşadığından söz ederek, yazımı “nevrotik şirket” olarak dile getirdiğim bir kavram ile bitirmiştim. Bu konuyu biraz daha didiklemekte yarar görüyorum. (Dün olduğu gibi bugün de; ekonomik işletme, firma ve şirket terimlerini, aralarındaki bazı farklara rağmen benzer anlamlara gelmek üzere karışık olarak kullanacağım.)
Aşırı teknik ifadeler kullanmadan anlatmak gerekirse; nevroz, ruhsal kaynaklı bir hastalıktır. Kişinin yaşamını sürdürmesini tümüyle engellememekle birlikte, beden görevleri üzerinde yakınmalara ve ruhsal bunalımlara neden olur. Böyle bir hastalığa sahip kişi ise “nevrotik birey” olarak isimlendirilir.
Her ekonomik işletmede değişen sayıda yönetici ve çalışan bulunur. İşletmede bulunan her bireyin görev ve iş tanımları bulunmasına rağmen, bu görevin yerine getirilmesinde kişinin psikolojisi etkili olur. Bir başka deyişle kişiler, kendi psikolojilerini kaçınılmaz biçimde kendi iş yapışlarına ve günlük çalışmalarına yansıtırlar. Dolayısıyla işletmenin psikolojisi, özellikle patronların ve yöneticilerin ruh durumlarının bir bileşkesi olarak kendini gösterir. Bu nedenle; baskın nevrotik kişilikler (nevrotik patron ve yöneticiler), şirketin nevrotik (ruh hastalıklı, dengesizlik izlenimi veren) bir görünüm yansıtmasına neden olur. Özetle; “nevrotik şirket”, kişilerin bozuk ruhsal yapılarının şirketin iş yapma modeline ve çalışma usullerine yansıdığı durumdur. Aile işletmeleri başta olmak üzere firmalarımızın pek çoğunun gerçek durumu budur.
Nevroz, şirketlerin akıllı ve yapıya uygun kurumsallaşma ile kurtulmaları gereken bir sorundur. Ama genelde bizim işletmelerimiz, ya nevrozun farkında değillerdir, ya da nevroza neden olan endişelerden kaçınmak için bazı hatalı yollar geliştirirler. Bu kaçınmalardan bir tanesinin, şirketin önündeki (aslında bir endişeden başka bir şey olmayan) engellerin “rasyonelleştirmesi” olduğunu söylemiştim. Örneğin yeni yatırım yapmamak veya şirket sermayesini artırmamak için patron veya yöneticiler, kendilerince “akıllı ve mantıklı” gerekçeler üretmeye başlarlar. Böylece “akıllı” davrandıklarını düşünerek, kendi nevrotik durumlarını şirkete yansıttıklarını ört bas etmeye çalışırlar.
İkinci kaçınma yolu, hem şirketin, hem de patron veya yöneticinin nevrozu inkâr etmesidir. Bu tür işletmelerde sorunların tespit edilmesi, tartışılması ve öneriler geliştirilmesi adeta bir “suç” olarak kabul edilir. Patronun veya yöneticinin gözlerinde adeta bir “iyimserlik filtresi” vardır. Her şeyin tozpembe olduğuna kendilerini ikna etmişlerdir.
Üçüncü kaçınma yolu ise, aynen insanlar da olduğu gibi, kendini uyuşturma yolları bulmaya çalışmaktır. Bu tür işletme yapılarında en kolay görünen özelliklerden birisi, patronların veya üst düzey yöneticilerin asla kendilerini ilgilendirmeyen aşırı ayrıntı konularla ilgilenmeleridir. Yine nevrotik şirketlerde görünen durumlardan bir diğeri, patronların (nevrozun kaynağı olarak düşündükleri) çalışanlarla “oynamaları” durumudur. Nevrotik şirketler, mobbing olarak bilinen işyeri tacizi için adeta bir laboratuar gibidir. Bu tür işletmelerde çalışan huzurluğu üst düzeydir ve genelde çalışanın işletmedeki yaşam süresi kısadır.
Nevrotik şirket; çalışanların, nevrotik patron veya yöneticinin ruh durumuna göre davrandıkları bir iş modelidir. Dolayısıyla bu iş modelinde kurumsal iletişim ve ilişkiler yerine, informel (gayri resmi) iş yaşamı ve eş-dost-arkadaş ilişkileri sistemi öne çıkar. Özetle; nevrotik şirket, kaçınılmaz olarak tedaviye muhtaç olan ekonomik işletmedir. Sık görülür. Tedavisi olmadığı durumda ölümcüldür.