Nevrotik Şirket

Nevrotik Şirket

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş

Dün; insanların yaşadıkları korku ve endişeleri firmaların da yaşadığından söz ederek, yazımı “nevrotik şirket” olarak dile getirdiğim bir kavram ile bitirmiştim. Bu konuyu biraz daha didiklemekte yarar görüyorum. (Dün olduğu gibi bugün de; ekonomik işletme, firma ve şirket terimlerini, aralarındaki bazı farklara rağmen benzer anlamlara gelmek üzere karışık olarak kullanacağım.)

Aşırı teknik ifadeler kullanmadan anlatmak gerekirse; nevroz, ruhsal kaynaklı bir hastalıktır. Kişinin yaşamını sürdürmesini tümüyle engellememekle birlikte, beden görevleri üzerinde yakınmalara ve ruhsal bunalımlara neden olur. Böyle bir hastalığa sahip kişi ise “nevrotik birey” olarak isimlendirilir.

Her ekonomik işletmede değişen sayıda yönetici ve çalışan bulunur. İşletmede bulunan her bireyin görev ve iş tanımları bulunmasına rağmen, bu görevin yerine getirilmesinde kişinin psikolojisi etkili olur. Bir başka deyişle kişiler, kendi psikolojilerini kaçınılmaz biçimde kendi iş yapışlarına ve günlük çalışmalarına yansıtırlar. Dolayısıyla işletmenin psikolojisi, özellikle patronların ve yöneticilerin ruh durumlarının bir bileşkesi olarak kendini gösterir. Bu nedenle; baskın nevrotik kişilikler (nevrotik patron ve yöneticiler), şirketin nevrotik (ruh hastalıklı, dengesizlik izlenimi veren) bir görünüm yansıtmasına neden olur. Özetle; “nevrotik şirket”, kişilerin bozuk ruhsal yapılarının şirketin iş yapma modeline ve çalışma usullerine yansıdığı durumdur. Aile işletmeleri başta olmak üzere firmalarımızın pek çoğunun gerçek durumu budur.

Nevroz, şirketlerin akıllı ve yapıya uygun kurumsallaşma ile kurtulmaları gereken bir sorundur. Ama genelde bizim işletmelerimiz, ya nevrozun farkında değillerdir, ya da nevroza neden olan endişelerden kaçınmak için bazı hatalı yollar geliştirirler. Bu kaçınmalardan bir tanesinin, şirketin önündeki (aslında bir endişeden başka bir şey olmayan) engellerin “rasyonelleştirmesi” olduğunu söylemiştim. Örneğin yeni yatırım yapmamak veya şirket sermayesini artırmamak için patron veya yöneticiler, kendilerince “akıllı ve mantıklı” gerekçeler üretmeye başlarlar. Böylece “akıllı” davrandıklarını düşünerek, kendi nevrotik durumlarını şirkete yansıttıklarını ört bas etmeye çalışırlar.

İkinci kaçınma yolu, hem şirketin, hem de patron veya yöneticinin nevrozu inkâr etmesidir. Bu tür işletmelerde sorunların tespit edilmesi, tartışılması ve öneriler geliştirilmesi adeta bir “suç” olarak kabul edilir. Patronun veya yöneticinin gözlerinde adeta bir “iyimserlik filtresi” vardır. Her şeyin tozpembe olduğuna kendilerini ikna etmişlerdir.

Üçüncü kaçınma yolu ise, aynen insanlar da olduğu gibi, kendini uyuşturma yolları bulmaya çalışmaktır. Bu tür işletme yapılarında en kolay görünen özelliklerden birisi, patronların veya üst düzey yöneticilerin asla kendilerini ilgilendirmeyen aşırı ayrıntı konularla ilgilenmeleridir. Yine nevrotik şirketlerde görünen durumlardan bir diğeri, patronların (nevrozun kaynağı olarak düşündükleri) çalışanlarla “oynamaları” durumudur. Nevrotik şirketler, mobbing olarak bilinen işyeri tacizi için adeta bir laboratuar gibidir. Bu tür işletmelerde çalışan huzurluğu üst düzeydir ve genelde çalışanın işletmedeki yaşam süresi kısadır.

Nevrotik şirket; çalışanların, nevrotik patron veya yöneticinin ruh durumuna göre davrandıkları bir iş modelidir. Dolayısıyla bu iş modelinde kurumsal iletişim ve ilişkiler yerine, informel (gayri resmi) iş yaşamı ve eş-dost-arkadaş ilişkileri sistemi öne çıkar. Özetle; nevrotik şirket, kaçınılmaz olarak tedaviye muhtaç olan ekonomik işletmedir. Sık görülür. Tedavisi olmadığı durumda ölümcüldür.

Ekonomi ve Psikoloji

Ekonomi ve Psikoloji

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş

Öyle sanıyorum ki; bizim iş dünyamız, ekonomi ve psikoloji arasındaki etkileşimi en net olarak ortaya koyan örneklerden birisidir. Bir başka ekonomide psikolojik etkilerin bu denli ağırlıklı olduğunu gözlemek, (aşırı iddialı olmak istemem ama) pek mümkün olmayabilir. İş yapmanın bu denli pamuk ipliğine bağlı ve dış etkiler nedeniyle bilinemezlerle dolu olduğu bir başka ulusal ekonomi örneği bulmak zordur. Bir eski bakanın açıklaması veya bir üst düzeyli toplantıdaki tartışmanın basına yansıması, toplumun ve iş dünyasının psikolojisini bir anda değiştiriveriyor; hatırlayacaksınız.

Psikolojinin; ekonomi üzerindeki bu denli etkisinin ardında, ülkedeki istikrara olan güvensizlik var. Son yıllardaki tek parti iktidarına rağmen bu güvenin yeterince oluşmadığı (bir dönem yükselişe geçmekle birlikte, güven noktasında kalıcı olmadığı) anlaşılıyor. Tabii ki; ülkedeki görünür istikrarın arkasında küresel sermayenin olması, tür finansın malî piyasalar dışına ilgi duymaması ve kolayca kaçabilen özelliklere sahip olması, bu durumun arkasındaki psikolojik pozisyon alışları açıklıyor.

Psikolojinin ilgilendiği unsurlardan iki tanesi, korku ve endişedir. Korku, genelde daha somut konulardan kaynaklanır. Kişinin ağır bir hastalığı varsa ve kişi, bunun onu ölüme götürebileceği düşüncesindeyse; bu durum, kendini korku olarak ortaya vurur. Bir başka deyişle; korkunun gerçek ve (genelde) somut bir nedeni vardır. Endişe ise kurgulardan kaynaklanır. Eğer kişi, “Ya ağır bir hastalığa kapılırsam …” ve “Ya bu hastalık beni öldürürse …” diye düşünüyorsa; bu durumda bir endişeden söz ederiz.

Korkularınızın farkındaysanız, onların üzerine gitmek daha kolaydır. Çoğu zaman korku nedenini ortadan kaldırınca, korkuyu da yok etmek (en azından bir olasılık olarak) mümkün olabilir. Ama endişe daha yıpratıcıdır. Endişe, yüksek ateş gibidir; yapıyı için için yer bitirir. İşte; ekonomimizin yaşadığı psikoloji de bu türden endişe kökenlidir. Uzunca bir süredir endişeli firmalarımız ve endişeli iş insanlarımız var. Ekonominin her unsuru, her gün yeni bir endişe unsuru üreterek, daha fazla kaynağını bu endişeyi gidermek üzere harcıyor veya bu endişeli ruh hali nedeniyle girişim ve yatırım özelliklerini yitiriyor.

İnsanlarda olduğu gibi; ekonomik işletmelerde de endişelerin korkulara dönüştürülmesi eğilimi vardır. Firmalar veya kişiler, girişimci olmalarını engelleyen endişelerini bir süre sonra “mantıklı” bir korku haline dönüştürürler. Kendilerince ekonomik olarak atıl davranmalarına “mantıklı” gerekçeler uydururlar. Böylece kendilerince işe yatırım yapmamak veya yeni atılımlarda bulunmamak, “akıllı” bir iş politikası haline dönüşür.

Bizim toplumumuzda insanların, kendilerini ruhen daha iyi hissetmelerini sağlayacak destek mekanizmaları gelişmemiştir. Psikolog veya psikiyatrist olarak isimlendirilen uzman, “deli doktoru” sınıfından sayıldığından; bu uzmanların sağladığı türden ruhsal destek alınması pek alışılmış değildir. Benzer mantığı, ekonomik işletmeler için de yürütebiliriz. Firmalarımızı, örgütsel ve ruhsal olarak elden geçirecek mekanizmalarımız ya yoktur, ya da bu konu bir ihtiyaç olarak görülmez. Hâlbuki gerçek o ki; birçok firmanın sorunlarının kaynağı, firma psikolojisi ile ilgilidir. Bu psikolojide elde edilecek iyileştirmeler, firmanın ayakta kalmasını ve geleceğe güvenle bakmasını sağlayacaktır.

Olumsuz firma psikolojisindeki bir diğer unsur ise özel olarak ataleti sağlayan endişelerin ve genelde firma psikolojisi olgusunun inkâr edilmesidir. Dolayısıyla inkârla başlayan bir konunun, sağlıklı sonuçlara doğru gelişmesi mümkün değildir.

Yukarıda sözünü ettiğim türden bu iş anlayışındaki şirkete, “nevrotik şirket” desek doğruya yakın bir tanımlama yapmış oluruz. Bu konu üzerinde daha fazla düşünülmesi ve tartışılması gerekli (ama yeterince farkında olmadığımız) iş yaşamı sorunlarından birisi olarak varlığını sürdürmektedir.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.