Kentler de Rekabet Ediyor - 1
Gürcan Banger
Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Küreselleşmenin etkilerinden birisi, kentlerin egemenliği altında oldukları devletlerden kısmen ‘bağımsızlaşarak’, kendi başlarına bir ekonomik ve sosyal faktör olarak rol oynamaya başlamalarıdır. Bu yönelim ile kentler, bulundukları ülkenin dışında da etkili olmaya adım attılar. Dünya ekonomisi ve sosyal yaşamı ile daha yoğun bütünleşmeleri, kentlerin pek çok yönden yeniden organize olmaları gerçeğini de beraberinde getirdi. Kentlerin fonksiyonları ve mekânsal düzenlemeleri de Dünya ile entegrasyon olgusuna göre değişmek, yenilenmek ve zenginleşmek durumunda kaldı.
Küreselleşmenin kentleri etkileyen yönünü anlamak için bir başka ulusal örnek üzerinden gidelim. Sosyal göçün ülkemizdeki kentler üzerindeki etkilerine bakalım. Kırdan kente, karadan denize, Doğu’dan Batı’ya ve az güvenliden çok güvenliye doğru oluşan sosyal göç; bazı kentleri hızla boşaltırken bölgesel özelliğe sahip bazı kentlerde nüfus şişkinliği oluşturmuştur. Örneğin başta kırsal alan nüfusu olmak üzere Tunceli, Ardahan, Sinop, Kilis, Kastamonu, Bartın, Artvin, Bayburt, Kars, Karabük, Zonguldak, Çorum, Sivas, Kırşehir, Edirne hızla boşalırken; Antalya, İstanbul, Bursa, Kocaeli, İçel, Gaziantep, İzmir, Diyarbakır ve Trabzon gibi iller Türkiye ortalamasının üzerinde (ve ana bileşeni göç olan) nüfus artışına uğramaktadır. Bu durum, kentlerin eşitsiz gelişimi konusunda çok ciddi bir faktör olmaktadır. Bazı kentlerin boşalması, buralarda insan kaynakları konusunda ciddi boşluklar yaratırken, aşırı göç alan kentlerde yerel yönetim maliyetleri patlama düzeyinde büyümeler göstermektedir. İşte; küreselleşmenin de kentler üzerinde bu tür eşitsiz gelişim etkileri olmaktadır. Kentlerin giderek birer aktör olarak yer almaya başladıkları Dünya’da küreselleşme olgusu, bazı kentlere dev fırsatlar sunarken, kimi kentlerin şans sepetini ise tehditlerle doldurmaktadır.
Kentleşme açısından bugünün kentleri bir ayrışma noktasındadır. Ya hızla küçülecekler ya da kentler arası kıyasıya yarışa katılacaklardır. Ülkemizin tarihini incelediğimizde; geçmişte bölgenin önemli yerleşim merkezi olan kentlerin bugün (başka etkiler nedeniyle) küçücük beldeler haline geldiğini gözleriz. Bu rekabet sürecinde kentlerin ‘kentsel kâr oranında iyileştirmeler sağlamak’ için daha fazla sermaye, daha nitelikli işgücü sağlama yönünde savaş verdiklerini görüyoruz.
Kentlerin küresel, ulusal ve bölgesel ölçeklerde yaptıkları rekabete bakarak hangi faktörlerin öne çıktığını gözleyebiliriz. Bir kenti rekabet konusunda güçlü yapan unsurlardan birisi, üretim içeriği ve örgütlenmesidir. Son zamanlarda moda olduğu biçimde, kentin tüketim profilinin çeşitlendiği ve hacminin büyüdüğü iddiaları, üretimin önemini ortadan kaldırmaz. Bir kentin yarışta yer alabilmesi için, öncelikle üretim gücünün yüksek olması ve kent hâsılasında üretimin ağırlığının olması gerekir.
Yarışta başarılı olması beklenen bir kentin, hizmetler sektörünün yoğun ve etkin bir yapıya sahip olması gerektiğini söyleyebiliriz. Aralarında Eskişehir de olmak üzere pek çok kentimizdeki hizmetler sektörünün büyüklüğüne baktığımızda, bu sektörün neredeyse bilgi toplumu büyüklüğüne (oranına) sahip olduğunu görürüz. Bu, yanıltıcı bir manzaradır. Genelde gizli işsizlik, hizmetler sektörünün içine saklanmış olarak durmaktadır. Bu sektörün gerekli politikalarla eğitilip yetkinleştirilmesi ile kentler arası yarışa uygun hale getirilmesi mümkündür. Eskişehir, eğitimli insan yapısı ile (destek verilecek) hizmetler sektörü açısından hızla yarışa hazır hale gelebilir. Diğer yandan hizmetler sektöründe yer alan insan kaynaklarının yetkinleştirilmesinin söylendiği kadar kolay olmadığını da ifade etmek isterim. Bu konu, ulusal eğitim sisteminin iyileştirilmesi kadar yerel ve bölgesel düzeyde mesleki eğitimin ve sivil toplum yapılanmasının (vizyoner ve planlı) geliştirilmesi ile ilgilidir. (Devam edecek)