Kitap, Ev ve Bahçe

Kitap, Ev ve Bahçe

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi *** YENi ***

“Kanunların Ruhu” isimli klasik eserlerden birini yazmış olan 18’inci yüzyılın tanınmış Fransız yazarı Montesquieu’nun çok beğendiğim bir yaklaşımı var: “Sen şimdi, bunları birkaç saat içinde okuyacaksın; fakat inan bana, ben bu işi yapabilmek için saçlarım ağarıncaya kadar çalıştım.”

Burada yazar birkaç noktayı vurgular. Birincisi; kolayca tükettiğimiz bir ürünün arka planında pek çok emek olduğunu unutmamızdır. İkincisi; başarılı bir eser üretebilmek için sadece insanın mevcut niteliklerinin yeterli olmadığı, yetkinliklerin emek ile desteklenmesi gerektiğidir. Belki üçüncü bir unsur olarak emeği saygı ile karşılamamız gerektiğini düşünebiliriz.

Bir eser geliştirmek, çalışmanın belli bir aşamasından sonra söz konusu yapıtla bir iletişim haline dönüşür. Yaptı esere hayran hatta âşık olan pek çok sanatçı ile ilgili hikâyeleri, mitolojik öyküleri bilirsiniz. “Denemeler” isimli eseriyle tanıdığımız 16’nci yüzyılın Fransız ahlakçısı Montaigne şöyle der: “Ben, kitaplarımı değil; kitaplarım, beni ortaya çıkarmıştır.” Yazar için eserleri onun yakınları, çocukları gibidir. Pek çok sanatçının veya yazarın, ürettiklerini anlatırken nasıl heyecanlanıp coştuğunu gördüğünüzde, gerçekten bir kitabın bir yazar için sadece ‘bir kitap’ olmaktan öte anlamı ve değeri bulunduğunu kavrıyorsunuz.

Bilişim teknolojilerinin gelişmesi ile pek çok alanda geleneksel biçimlerden yeni anlatım tarzlarına geçildi. Bu süreçte kitap için de elektronik / sayısal alternatifler üretilmeye çalışılıyor. Bilgisayar ortamında okunabilen e-kitap ismi verdiğimiz elektronik kitaplar konusunda ciddi çalışmalar var. Artık kütüphaneler, ‘bilgi merkezi’ olarak isimlendirilmeye başlandı. Ama kitabın geleneksel biçimine yönelik sevgimiz henüz bunlardan fazla etkilenmiş görünmüyor. Rus yazar Maksim Gorki, kitaplara olan sevgi ile ilgili şunları söyler: “Kitapları seviniz. Onlar yaşamınızı daha çekici bir hale sokacak, size dostça hizmet ederek; düşüncelerin, duyguların ve olguların dolaşık ve gürültülü karmaşasında yolumuzu bulmanıza yardım edecek, kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek, yüreği ve aklı dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır.”

15’inci yüzyılda yaşamış olan Alman basımcısı Gutenberg, elle dizilen harflerden oluşan matbaayı 1440 yılında icat etti. Matbaanın bulunması, kitapların yaygınlaşması açısından çok önemli bir dönüm noktası oldu. Batı uygarlığının yükselmesinde matbaanın önemli bir yeri olduğunu bilirsiniz. Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk matbaanın açılması ise 1726 yılında İbrahim Müteferrika tarafından gerçekleştirildi. Müteferrika’nın yaşam öyküsü, matbaanın Osmanlı’daki zorlu sürecinin öğrenilmesi açısından önemlidir. Matbaacılığa geç atılan adımlar, ülkenin geleceğine ilişkin pek çok kayıplara da neden olmuştur.

Amerikalı yazar Clarance Day, kitabın insan yaşamındaki, sosyal ve ekonomik süreçlerin ilerleyişindeki önemini yumuşak bir üslupla ifade ediyor: “Kitapların dünyası, insan için hayret vericidir. Anıtlar yıkılır, uluslar kaybolur, uygarlıklar büyür ve ölür. Fakat bütün bu uygarlıkların yeniden nasıl ortaya çıktıklarını gösteren kitapların dünyası hâlâ genç, hâlâ yazıldıkları gün kadar taze, yazarlarının yüzlerce yıl önce ölmelerine rağmen, hâlâ insanların yüreklerinden geçenleri anlatarak yaşamlarını sürdürüyorlar.”

Çinli düşünür Konfiçyüs’ün bir dileği olmuş. “Tanrım; bana kitap dolu bir evle, çiçek dolu bir bahçe ver” demiş. Dilerim; sizin de gönlünüze göre olur.

Bilgi Çağında Kütüphane

Bilgi Çağında Kütüphane

Gürcan Banger 

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi

1950’li yıllara kadar üretim için sermaye, işgücü, enerji ve hammadde önemli girdiler olarak kabul ediliyordu. Bugünü farklı kılan unsurlardan birisi, artan bilgi ihtiyacıdır. Bilgi artık üretim için vazgeçilmez girdilerden birisidir.

Çağlar boyunca en önemli bilgi depoları arasında kütüphanelerin önemli bir yeri olmuştur. Tarihte ünlü kentler, aynı zamanda ünlü kütüphaneleri ile anılmışlardır. Kentler, üniversiteler ve kütüphaneler birlikte övgüyle dilden dile anlatılmıştır. Yazının bulunuşundan bu yana üretilmiş yazılı eserlerin değeri asla değişmeyecektir. Bunlar insanlık tarihinin önemli örnekleri olarak kütüphanelerde yerlerini koruyacaklardır. Diğer yandan bilişim ve iletişim alanlarındaki değişme ve gelişmeler, kitap ve kütüphane kavramlarına da yeni boyutlar getirmiştir.

Bir kitaba sahip olmak kadar ona hızla erişebilmek de önemlidir. Eğer bir kitap erişim uzaklığında değilse, onu yok sayabilirsiniz. Eğer kitaba erişimde zorlanıyorsanız, bu takdirde enerjinizi fikrî üretim dışı nedenlerle yitiriyorsunuz demektir.

Kitaba kolay erişimi ihtiyacı, bilişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte Kütüphane otomasyonu Sistemi’nin gelişmesine ve yaygınlaşmasına neden olmuştur. Böylece kütüphanelerdeki kitaplara veya benzeri kaynaklara ulaşmak kolaylaşmıştır. Kütüphane otomasyonu, kütüphanecilik hizmetlerinin bilgisayara dayalı olarak verilmesi demektir. Bu otomasyon sistemi içinde belge sağlamak, kataloglama yapmak, rezervasyon yapmak ve süreli yayınların denetimi gibi işler vardır. Özetle; kütüphane otomasyonu sistemi, çağdaş kütüphanecilik anlayışının önemli unsurlarından birisidir. Bu sayede insan faktöründen oluşan bazı hatalar ortadan kalkarken, okuyucuların ve görevlilerin fiziksel kütüphanede veya Internet’in sanal ortamında kitap bilgisine erişmeleri kolaylaşmıştır. Bilgisayarlı kütüphane otomasyonu sistemleri, bugün bize kataloglama, sorgulama, katalog tarama, dolaşım, rezervasyon, raporlama gibi yararlar ve kolaylıklar sağlıyor.

Kitapların sayısal (dijital) ortamda depolanabilir olması yeni türden bir kitap kavramı oluşturmuştur. Bilgisayar ortamında saklanan yeni kitap türüne e-kitap adını veriyoruz. Bazı bilgisayar programları aracılığı ile e-kitaplar sayısal ortamda oluşturulup depolanıyor. E-kitapların depolandığı ve kullanıcıların erişimine açıldığı kütüphanelere e-kütüphane adı veriliyor. Bunlar, sunucu (server) adı verilen büyük bilgisayar sistemleri üzerinde bulunuyorlar. Yerel ağlar veya Internet aracılığı ile bu kütüphanelere erişmek mümkün oluyor.

Günümüzde e-kütüphaneler büyük bir hızla çeşitlenip gelişiyor. Bu sanal ortamlarda e-kitaplar dışında engellilerin kullanımına uygun, bilgisayar ağından erişilebilen sesli kitaplar da bulunuyor. Görsel tabanlı multimedya alanındaki ilerlemeyi ise takip etmek bile zor. Video film ve belgesel kütüphaneleri hızla yaygınlaşıyor. Kitap ve mikrofilme ek olarak belge, ses, müzik, görüntü depolamak için yeni ortamlar geliştirildi. Büyüyen disk kapasiteleri yanında CD ve DVD türleri bugün giderek daha yaygın olarak kullanılıyor. Bugünün kütüphanelerinin bir bölümü, CD, DVD ve Blu-ray koleksiyonlarından oluşuyor. Zaten bugünün kütüphanelerinin önemli bölümlerinden birisini bilgisayar sistemleri ve bunlara ilişkin kullanım ortamları oluşturuyor.

Tüm bu gelişmeler ve az sonra değineceğim diğer ilerlemeler nedeniyle kütüphane sözcüğünü belki de bir başka tabirle değiştireceğiz. Bugünün kütüphanesi, giderek bir Tümleşik Bilgi-Belge Merkezi olmaya aday görünüyor.

Akıllı kütüphane kavramının, sözünü ettiğim tümleşik bilgi-belge merkezinin çalışma anlayışı olduğunu söyleyebiliriz. Akıllı kütüphanecilikte veri madenciliği adı verilen bir yaklaşım kullanılıyor. Bu yaklaşımdaki amaç; hizmet kalitesini, kütüphane performansını ve okuyucu memnuniyetini artırmaktır.

Akıllı kütüphanecilikte veri madenciliği, hem okuyucular hem de kütüphane görevlileri için bir ileri bilişim teknolojisi kullanımı anlamına geliyor. Bu sayede istatistiksel analizler, yapay zekâ uygulamaları gerçekleştirmek mümkün oluyor.

Veri madenciliğinin kullanılması ile yerel ağdan veya Internet’ten kütüphaneye bağlanan kullanıcılar hakkında bilgiler ediniyoruz. Böylece “kütüphaneye kimler bağlanıyor”, “hangi aralıkta bağlanmışlar”, “hangi hizmeti kullanmışlar” gibi soruların cevaplarını alabiliriz. Bu soruların cevapları sayesinde; kütüphanenin hangi bölümlerinin ne sıklıkta kullanıldığı, nasıl daha verimli kullanıma sunulabileceği gibi sonuçlar elde edebiliriz.

Böylece kütüphane, sürekli gelişen bir kimliğe kavuşacaktır.

Günümüzde eğitim, günlük yaşamın sürekliliği olan bir parçası haline geldi. Bu nedenle; “uzaktan öğretim”, “İnternet’e dayalı öğretim” gibi yeni yaklaşımlar daha çok ilgi görmeye başladı. Eğitim konusundaki yeni ihtiyaçlar, yeni e-kütüphane kavramları ile birlikte kolaylıkla iç içe geçiyor. Ağ ve Internet ortamlarında çift yönlü iletişim, sanal olarak paylaşılan beyaz tahtalar, belge geliştirmede sanal paylaşım, kolay dosya transferi… Tüm bunlar etkileşimli dünyanın yenilikleri.

Hızlı ilerleme, bilginin de hızla eskimesine neden oluyor. Eğitimli işgücü açığı, eğitime ve bilgiye ulaşmayı acil hale getiriyor. Aynı eğitime ve bilgiye ihtiyacı olanlar, Dünya’nın her yanına yayılmış halde.

Eğitime ihtiyacı olan nüfus, büyük bir hızla artıyor. Çalışma koşullarının esnekliği, eğitim ve bilgiye erişim koşullarının da esnek olmasını gerektiriyor. İstenen hızla, mesafeyi dikkate almaksızın bilgiye ulaşmak önemli hale geliyor. İşte; tüm bunlar, yeni bir kütüphane anlayışına geçmemiz gereğini vurguluyor.

Kitap Okuma Alışkanlığı

Kitap Okuma Alışkanlığı

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş

Ülkemizde yayınlanan veya satılan kitap ve dergi sayılarına baktığımızda; okumaya fazlaca ‘meraklı’ bir toplum olmayışımız kolayca anlaşılır. “Neden okumuyoruz?” sorusu gündeme geldiğinde, eminim çok sayıda gerekçe dile getirilecektir. Fiyatların yüksekliğinden vatandaşların kitap için ayıracakları gelir ve zaman yetersizliğine kadar pek çok gerekçe sunulabilir.

Ama bir ülkenin yükselişinin göstergelerinden birisi; bilime, sanata, kültüre ve genelinde kitaba verdiği önemdir. Bir toplumun bireyleri, kitap satın almak için kaynak ayırmaya, halk kütüphanelerini kullanmaya veya yeni okuma kampanyaları geliştirmeye eğilimli değilse, bu toplumun çağa uygun gelişmişlik düzeyini yakalaması da çok zordur.

Kitap okuma alışkanlığı, normal olarak çok küçük yaşlarda edinilmesi gereken bir kültürdür. Okulun fonksiyonlarından birisi, bu alışkanlığın kazandırılmasıdır. Ama ne yazık ki, giderek iyi niteliklerini kaybeden eğitim sistemimiz, bu alışkanlığı kazandırmayı başaramıyor.

Kitap okumama özelliğimizden biteviye şikâyet etmek yerine “Ne yapılabilir?” sorusuna cevap aramak daha akıllıca olacaktır. Bu amaçla; öncelikle ‘kitap okuma alışkanlığı kazandırmanın’ ciddi bir iş olduğunu kavramak zorundayız. Bu kamu açısından il ve ilçelerde Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı alt birimlerine düşen bir görevdir. Diğer yandan sivil toplum kuruluşlarının (STK’ların) kamu ile birlikte çalışabilecekleri projeleri olabilir. Bu projeler, dönemsel olarak özel konuları ele aldığı gibi, daha uzun soluklu sürdürülebilir proje faaliyetleri de gerçekleştirilebilir.

Kitap okuma alışkanlığının kazandırılması, sadece bazı yardım kuruluşlarının veya sosyal sorumluluk sahibi firmaların topladıkları kitapları, ‘bizim olan ama asla gitmediğimiz’ köy okullarına göndermeleri değildir. Okuma alışkanlığı kazandırma, doğru belirlenmiş bir misyon ve vizyon anlayışı yanında gerçekçi bir iş planına sahip olması gereken bir konudur.

Bir sorunun çözümü için öncelikle o sorunu yaratan ana kaynakları bilmek gerekir. Kamuoyunun görüş ve yaklaşımlarını belirleyecek anket çalışmalarının yararlı olacağına kuşku yoktur. Diğer yandan bu konu ile ilgili olarak daha önce yapılmış çalışmalar konusunda bir literatür taraması yapılmalıdır. Sonuçta kitap okuma alışkanlığının kazandırılmasına yönelik bir plan oluşturulmalı ve buna uygun faaliyetler geliştirilmelidir.

Eğer eğitim / öğretim sistemi, okuma alışkanlığı kazandırmada başarısız oluyorsa, sistemin bu eksik ve zaaflı yanlarını geliştirmeye çalışırken, bir yandan da kamu dışındaki olanaklarla ne yapılabileceğini araştırmak önemlidir. Kanımca kitap okumadaki sorunlarımız, sivil toplumun önemle üzerine düşmesi gereken bir konudur. Kültür, sanat, eğitim ve sosyal yardımlarla ilgili STK’ların proje birliktelikleri oluşturarak çok başarılı kampanyalara imza atabileceklerine eminim. Bu konuda finansal kaynak ve uzmanlık desteği bulmalarının çok da zor olmadığını biliyorum.

Yerel düzeyde okuma alışkanlığı kazandırma girişimi, ‘anlayarak hızlı okuma’ gibi başka çalışmalarla da desteklenebilir. Buna bağlı olarak bu tür çalışmaların, yaş gruplarına göre yapılabileceğini de öngörebiliriz. Bazı gruplara okuma alışkanlığı kazandırılırken, başka grupların daha kolay ve hızlı okuma yapmaları konusunda yardımcı çalışmalar (eğitimler) yapılabilir.

Eğlencelik yaygın medyanın insanları kültürsüzlüğe ve sabun köpüğü türünde bir yaşama teşvik ettiği bir ortamda ‘insanlara okuma alışkanlığı kazandırmaktan’ daha çok ‘iyilik puanı kazandıran’ bir çalışma ne olabilir ki!

* * *

http://www.gurcanbanger.com  (Kişisel Internet sitesi)

http://gurcanbanger.wordpress.com (Zihin tazeleme yazıları)

http://duyguguncesi.wordpress.com (Duygusal yaşam yazıları)

http://gurcanbanger.blogspot.com (2Eylul Gazetesi günlük köşe yazıları)

http://gurcanbanger.wordpress.com (2Eylul Gazetesi günlük köşe yazıları)

http://ikieylul.wordpress.com (2Eylul Gazetesi günlük köşe yazıları)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.