Yine, Yeniden İnovasyon

Yine, Yeniden İnovasyon

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi

Evet, biliyorum; herkes bu sıralar diline taktı şu ‘inovasyon’ sözcüğünü. Dağı taşı bir ‘inovasyon’ furyası aldı gidiyor. İlgili ilgisiz herkesin dilinde inovasyon, Türkçedeki karşılığıyla yenilikçilik. Ama önemli! Hem de çok önemli. Bu nedenle daha önce birkaç kez yazdığım bu konuyu belki daha pek çok kere yeniden yazacağım.

Hatırlamayanlar için kısaca birkaç tanımlama yapayım. Yabancı kökenli bir sözcük olan inovasyon karşılığı olarak Türkçe’de ‘yenilikçilik’ kullanılıyor. Genel olarak; bilim ve teknolojinin ekonomik ve sosyal yarar sağlayacak biçimde yenilenmesi anlamına geliyor. Ama bu yenilenme, sadece bilim ve teknolojiyi ilgilendirmiyor; (belki de daha çok) bu değişimin çıktılarının pazarlanabilme özelliğine sahip olması gerekiyor. Yeni bir müşteri kitlesi yaratan yeni bir ürün, bir üründe yapılacak bir değişiklik, pazarlama veya dağıtımda kullanılacak yeni bir yaklaşım, yeni bir pazarın yaratılması veya daha verimli iş yapmaya yönelik örgütsel bir yapı değişikliği gibi unsurların tümü inovasyon kapsamında sayılabilir.

Elimde bir makale var. 2006 Avrupa İnovasyon Endeksi ile 2006 Küresel İnovasyon Endeksi’nden söz ediyor. Bu sayısal göstergelerin hesaplanmasında; firmaların inovasyon harcamaları, inovasyondan yararlanan KOBİ oranı, risk sermayesi şirketi sayısı, bilim – mühendislik okullarından mezun kişi sayısı, ar-ge harcamaları ve kamunun ar-ge ile inovasyon konusundaki katkıları gibi değerler dikkate alınmış. Avrupa’da listenin başında İsveç (0,72), İsviçre (0,68) ve Finlandiya (0,68) geliyor. Son yıllarda bu konuda ciddi politikalar uygulayıp önemli yatırımlar yapan (ve bilim-teknoloji ve ar-ge politikacılarının gözbebeği haline gelen) İrlanda, 0,48 puan ile Avrupa’da 13’üncü sırada. Bu sıralar kendimizi karşılaştırma alışkanlığı edindiğimiz Polonya ise 0,22 puanla Letonya ile birlikte 28 ve 29’uncu sıraları paylaşıyor.

Türkiye’yi merak ettiğinizi tahmin ediyorum. Avrupa İnovasyon Endeksi’ne göre 0,09 puanla ABD ve Japonya’nın da dahil edildiği listede son (33’üncü) sıradayız. Bizim hemen üstümüzde Romanya var; onun puanı ise 0,19. 2006 Küresel İnovasyon Endeksi’ndeki durumumuz da Avrupa’dakinden pek farklı değil.

“Neden?” diye sorduğumuzda; kolay veya zor pek çok cevap zihnime doluşuyor. Ülkemizde ‘her şeyin lideri’ olmaya soyunan devletin yeterli ve sağlam bir bilim – teknoloji – ar-ge politikası olmayışı ile başlamak mümkün. 2023 yılına doğru Dünya’nın ilk 10 ekonomisi arasında olmayı hayal ediyoruz ama bir bilim-teknoloji bakanlığımız bile yok. Ulusal politikalarımız da yok, tabii…

Firmalarımızın çok büyük bölümü küçük ölçekli aile şirketlerinden oluşuyor. Sermaye yapıları ve teknolojik altyapıları hayli zayıf. Kamunun doğru destek ve teşviklerinden çok uzaktalar. Kendi vizyonları da yeterli değil. Ne iç ne de dış dinamikler, bu işletmeleri doğru yönlendirmiyor.

İşletmelere bilim – teknoloji – ar-ge ve inovasyon aşılamasının üniversiteler tarafından yapılmasını ümit etmek isteyebilirsiniz. Bu kurumlarda yapılan araştırmalara baktığımızda; kişilerin kendi akademik kariyerlerini (unvanlarını) yükseltme isteği dışında pek etkin ol(a)madıklarını görüyoruz. Üniversitede bilimsel çalışma yapmak, bir makalenin veya kitabın sadece SCI türünden bilimsel başvuru endekslerine dâhil olması biçiminde anlaşılıyor. Sınaî veya ticarî olarak katma değer üretebilecek araştırma projelerinin yeterli ilgiyi görmediğini izliyoruz. Bu tespiti doğrulayan pek çok örnek durum var.

Küresel örnekler gösteriyor ki; hızlı gelişime ihtiyaç duyan ülkeler için inovasyon (yenilikçilik) önemli bir atılım fırsatıdır. Ama her fırsatın gerektirdiği politikalar ve uygulamalar olmak ve uygulanmak zorundadır.

Devlet, işletmelerde ar-ge ve inovasyon ruhunu hangi politika, teşvik ve desteklerle yerleştirebileceğini kendine sormalı ve gereğini yapmalıdır. İşletmeler ise “Nasıl yenilikçi bir firma haline dönüşebilirim?” sorusunun cevabını arayıp bulmak zorundalar. Üniversiteler demir kapılarını kırıp, iş dünyasını sadece sponsor olarak görmekten vazgeçerek ekonomi-üniversite işbirliğine uzanmayı görev saymak durumundalar. Yoksa hem hükümet programları hayal olarak kalır, hem de her 2023’te aynı ‘gevezelikleri’ tekrarlamak zorunda kalırız.

* * *

http://www.gurcanbanger.com  (Kişisel Internet sitesi)
http://www.duyguguncesi.net  (Duygusal yaşam yazıları) *** YENİ ***
http://gurcanbanger.wordpress.com (Zihin tazeleme yazıları)
http://duyguguncesi.wordpress.com (Duygusal yaşam yazıları)
http://gurcanbanger.blogspot.com (2Eylul Gazetesi günlük köşe yazıları)
http://gurcanbanger.wordpress.com (2Eylul Gazetesi günlük köşe yazıları)
http://ikieylul.wordpress.com (2Eylul Gazetesi günlük köşe yazıları)
http://www.facebook.com/gurcan.banger  (Facebook sayfası)
http://twitter.com/gurcanbanger   (Twitter sayfası)

Yenilikçilik

Yenilikçilik

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş

Latince’de “innovare” sözcüğü, “yeni ve değişik bir şey yapmak” anlamına gelir. Batı dillerini yoğun biçimde etkileyen Latince’de kök bulan bir sözcüktür “inovasyon”. İngilizce’de “innovation” olarak yazılıyor. Türkçe’de ise inovasyon veya innovasyon olarak kullanılıyor. Bu kavramı “yenilenme” veya “yenilikçilik” olarak kullanmak yaygınlaşmaya başladı. Muhtemelen kavramı daha iyi ve sağlam ifade edecek yeni bir Türkçe sözcüğe ihtiyaç var. Çünkü aynı sözcüğü, birden fazla farklı veya benzer anlama gelecek biçimde kullandığımızda dilde (Türkçe’de) bir netsizlik ve anlam karmaşası oluşuyor.

İnovasyon kavramının gündeme gelişinde, bilim ve teknolojideki ilerlemeler önemli bir yer tutuyor. Sözcüğün kullanılmaya başlamasının, bilişim ve iletişim teknolojilerindeki ilerlemelerle çakışması da ilginç bir paralellik olarak dikkati çekiyor. İnovasyon kavramı; yaygın olarak, ”bilim ve teknolojinin ekonomik ve sosyal yararlar sağlayacak biçimde yenilikçi üretimi ve kullanımı” anlamına geliyor. Dolayısıyla bu kavram ile, bir iş ortamında sadece yeni makina ve donanımının bulunması değil; yeni iş ve yaşam modellerinin uygulanması da söz konusu ediliyor. Örneğin önceki yazılarımdan birinde; firmaların kendi piyasa ve müşteri özelliklerini araştırarak farklı ürünlerle farklı fiyat ve beğeni düzeylerine hitap etmek üzere yeni pazarlar bulabileceklerinden, bunun da “alt-pazar yenilikçiliği” olarak isimlendirildiğinden söz etmiştim.

Bir kesim kişi ve kuruluşta; yenilikçilikten, bilimsel ve teknolojik yaklaşımlardan korkulur. Kimi patron ve yöneticiler, kendi anlamadıkları donanım ve iş modellerinin iş yaşamlarında bulunmasından hoşlanmaz. Ailenin ikinci kuşağından başlayarak aile işletmelerinin hızla yok olmasının arkasındaki nedenlerden birisi, bu yenilikçilik karşıtı bakış açılarıdır. Bugünün ağır rekabet koşullarında inovasyonun farkında olmadan ve ondan uzak kalmaya çalışarak ayakta kalmak, neredeyse mümkün değildir. Çünkü ister birey, ister bir kurum olarak bugünün rekabet ortamında ayakta kalmayı sağlayacak olan temel motif, farklılaşmadır. Bu farklılaşmayı ise yaratacak olan yeniliklerin adıdır inovasyon. Bu gücü (inovasyonun gücünü) elde tutmak için en önemli silah ise, hiç kuşkusuz eğitimdir.

Bu arada; aklımdaki bir konuyu akamedisyen veya araştırmacı arkadaşlarımla paylaşmak isterim. Başta kamu birimleri olmak üzere; özel sektör firmaları ve sivil toplum kuruluşları arasında yerel düzeyde inovasyon konusunda yapılacak bir araştırma (örneğin tez çalışması) ilginç sonuçlar verebilir. “Bu kavram ne kadar anlaşılmıştır, inovasyona bakış açısı nedir, bu yönlü çalışmalar var mıdır” gibi sorulara alınabilecek cevaplar, Eskişehir ekonomik ve sosyal yaşamının “yenilikçilik haritasının” çıkarılmasında yararlı olacaktır. Bu tür sorgulama çalışmalarının, kişi ve kuruluşları olumlu yönde özendirici etkileri olduğuna inanıyorum.

Geçmiş yıllarda kalite kavramı, bir reklam ve iletişim unsuru olarak kullanılırdı. O dönemde kaliteli olmak, tercih edilmek için kullanılan iddialardan birisi olarak yer alırdı. Bugün ise kalite, artık bir ayırt edilme noktası yaratmıyor. Piyasayı dolduran tüm niteliksiz ürünlere rağmen; artık kalite, ürün veya hizmetin vazgeçilmez bir özelliği olarak kabul ediliyor. Eğer farklılık fiyatta yaratılmak istenirse bu kez de, bir “kârsızlık bataklığına gömülüyor” firmalar. Özetle; kalite iddiasının ve fiyat indiriminin dışında bir farklılık yaratmak gerekiyor. Bu farklılığı yaratmanın yolu da, büyük ölçüde inovasyondan geçiyor.

Farklılık yaratma konusunu, sadece sanayi ve ticaret alanlarına indirgemek de haksızlık olur. İnovasyon temelli farklılaşma, kişiler ve kuruluşlar için artık günlük yaşamın bir parçası olmak zorundadır.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.