Umut Veren Arkadaşlık

Umut Veren Arkadaşlık

Gürcan Banger 

Sosyal yaşamda pek çok insanla ilişkimiz var. Bunların bazılarını arkadaşlık olarak isimlendiriyoruz. Her bireyin ise kendi adına farklı bir arkadaşlık tanımlaması mevcut. Ama arkadaşlığın ne olduğunu, fazlaca sorgulamadığımızdan; bu kavramın, bizim için ne anlama geldiği konusunda net fikirlerimiz de olmayabiliyor. Kimi zaman sıradan bir iletişimi arkadaşlık sayıyoruz; bazı zamanlarda ise bir arkadaşlığa, olduğundan daha fazla anlamı çok büyük bir hızla yüklüyoruz.

İyi bir arkadaşlık için bence kaçınılmaz olan, karşılıklı güvendir. Sanırım; güven, karşılıklı bir ilişkinin olmazsa olmazıdır. Bir arkadaşımın söylediği biçimde; “zedelenen arkadaşlık, yırtık pantolona benzer. Ne kadar yamasan da, eskisi gibi olmaz.” Bu yaklaşımı, güven nedeniyle zarar gören arkadaşlık için bir kaç kez doğrulayabiliriz. 

Arkadaşlıkta güven kadar önemli olan bir diğer unsur, saygıdır. Kanımca; insanlar arası olumlu ilişkiler olan her yerde kaçınılmaz biçimde saygı olmalıdır. Saygı yitirildiğinde geriye ne arkadaşlık kalır, ne sevgi ne de aşk. Özetle; arkadaşlık ilişkisinde bireyler arasındaki saygının varlığına ve korunmasına özel önem vermek gerekir. 

Arkadaşlık hakkında iyi bildiğimiz bu unsurlar dışında; umut veren bir arkadaşlık için dikkat edilmesi gereken bir başka konu da bireylerin karşılıklı ulaşım ve iletişim düzeyidir. Geleceğe umutla bakan bir arkadaşlıkta kişilerin birbirlerine ulaşma düzeyleri yüksek ve “tam zamanında” olmalıdır. Ulaşım / erişim / iletişim sorunları, üzerine düşünülmesi gereken eksiklik ve zayıflıklardır. Çözülemiyorsa, arkadaşlık ilişkisinin geleceği konusunda kuşkulara düşmek olağandır.

Arkadaşlar arası ulaşım kavramının ikiz kardeşi, kişilerin birbirlerine zaman ayırmalarıdır. Bireyler, ne denli yoğun ve meşgul olurlarsa olsunlar;  birbirleri için ortak zaman yaratabilmelidirler. Bu ortak zamanın tahsis edilmesinde, her iki tarafın da eşdeğer oranlarda sorumluluk almaları ve özveri göstermeleri gerekir. Hiçbir mazeret diğerinden daha değerli veya önemli değildir. 

Bireylerin birbirlerine zaman ayırmaları konusunda rastlanan bir diğer durum, kişilerin kendi konumlarını doğru değerlendirmemeleri ile ilgilidir. Kendi konum ve durumunu, yaşamın aynasında iyi göremeyen bireyler, ulaşım ve zaman ayırma konularında karşı tarafı tümüyle sorumlu tutma yanlışına düşebilmektedirler. Özetle; özverinin tarafı olmaz. Arkadaşlık için çaba harcanır veya harcanmaz; bu da, o ilişkinin gelecek umudu taşıyıp taşımadığının bir ifadesi olarak kabul edilebilir. 

Yaşamda siyah ve beyaz birlikte var olurlar. Bu karşılaştırma ile hem siyahı hem de beyazı öğreniriz. Benzer biçimde; yaşadığımız olayların iyisinden de, kötüsünden de öğreneceklerimiz vardır. Arkadaşlığın sınanması için kötü zamanlara bakılır; halbuki hem iyi, hem de kötü zamanlarda arkadaşlar birbirinin yanında olabilmelidir. Siyahı ve beyazı birlikte yaşamayan arkadaşlıklar, gelecek umudu taşımazlar. 

Son bir noktaya daha değinmek istiyorum. İyi arkadaş olmak için, kişilerin zorunlu biçimde ortak yönlerinin olması gerekmez. Ama paylaşabilecekleri ortak şeyleri olan insanların, ilişkilerini daha sağlıklı sürdürebildikleri gözlenmiştir. Tabii ki; bir şartla… Ortak unsurların olması yetmez; ortaklık kadar bunların paylaşılabilir / erişilebilir olması da önemlidir. Kişilerin farklılıkları ise ortaklıkların yanına eklenmiş zenginliklerdir. 

Arkadaşlığın farklı düzey ve derinlikleri olabilir. Bence; bir arkadaşlığın düzey ve derinliği, bu ilişkinin gelecek umudu ile yakından ilişkilidir. Gelecek umudu olmayan ilişkilere, taşıyabileceğinden daha fazla anlam yüklememeli.

Bir İlişkinin Can Kaynağı

Bir İlişkinin Can Kaynağı

Gürcan Banger

İki insan arasındaki sevgi temelli ilişkinin can kaynağı, birbirine emek vermektir. Emek vermeye birbirini tanımaya çalışarak başlamalı. Anlamayı denemeli.

Kadınlar ve erkekler, birbirlerine göre farklı özelliklere sahiptir. Bu nedenle bir karşı cinsi anlarken kendi cinsimizden bir arkadaşımıza yönelttiğimiz bakıştan farklısına sahip olmamız gerekir.

İlişkinin taraflarından birisi olarak kendimizi tanımak da önemlidir. Karşımızdaki insan kadar kendi özellik ve davranışlarımızın farkında olabilmek sağlıklı bir ilişki için vazgeçilmezdir.

Hem birey olarak hem de diğer insanla birlikte bir bütün olabilmeyi becermek gerekir. Bu bağlamda bireysellik kadar birliktelik, özsaygı kadar beraberliğin yarattığı hukuk önemlidir.

Bir insanın kendisini tanımaması kadar talihsiz bir durum olamaz. Hoşlandıklarımız, sevmediklerimiz ve bunların ilişkimizi nasıl yansıdığı önemlidir. Kendi huy ve alışkanlıklarımızı dayatmamamız gerekir. Ama bir ilişkide kendimiz olmaktan da vazgeçmemeliyiz.

Bir ilişkinin insanları değiştirdiği doğrudur. Değiştirmesi de beklenen, hatta istenen bir gelişmedir. Ama her bir bireyin kendisi olmaya devam etmesi de önemlidir. Bu, aşırı bireysellik veya bencillik değildir. Pek çok ilişkide aşırı açıklığın karşılıklı ilgi kaybına neden olduğu gözlenmiştir. Aşkın biraz da gizem olduğunu, karşılıklı olarak gizemlerin keşfedilmesinin aşkta sürekliliği sağladığına eminim.

Ortak ilgi konularına sahip olmak, ilişkiyi eğlenceli ve paylaşılır hale getirir. Ama ayrı ilgilerin sürdürülmemesi durumunda bir sıradanlık ve yavanlığın oluşacağı da unutulmamalıdır. Bir ilişkinin taraflarının her biri, kendi yaşamını zenginleştirmek için kendine emek vermeyi asla akıldan çıkarmamalıdır. Çünkü ayrı ve yeni ilgiler, yeni yaşam zenginlikleri getirir. İlerleyen zamanda bunların paylaşılması ilişkiyi zenginleştirir.

Bir ilişkiyi tekdüze hale getirmenin iki garantili yolu vardır. Bunlardan birincisi tarafların kendilerini sıradanlığa bırakıvermesidir. Böylece bireyler yaşamlarında sıra dışı bir gelişmenin oluşmasına izin vermeksizin adeta bir “tahliye beklentisi” içine girerler. Bu da sonun başlangıcıdır.

Bir ilişkiyi tekdüze hale getirmek için ikinci yol, olağandışılığa izin vermemek için aşırı denetimli ve gergin olmaktır. Bu modelde bireyler sadece dışımızdaki faktörlere göre yaşarlar. “Ayıp olmasın”, “Sonra ne derler” gibi çevreyi aşırı dikkate alan tavır ve davranışlar, bir aşk ilişkisinin yavan hale getirmek için “ideal” bir yoldur.

Aşk, bir avuç kum gibidir. Kaybetmemek için sıktıkça elinden daha çok kayar gider. Sıkmadığında ise tek tek taneleri rüzgâr savurur. Onu koruyup kollamanın, geliştirmenin sağlıklı yolları için emek vermek gerekir.

Bir Başka Akıl Gezintisi

Bir Başka Akıl Gezintisi

Gürcan Banger

İnsanların karşılarındaki kişileri kesin yargılarla kategorize etmelerinden hoşlanmıyorum. Bir kişi hakkında iyi veya kötü şeklinde bir yargıya vardığınızda, daha sonra onunla ilgili gerçekleri görüp bu yargıyı değiştirmek pek kolay olmuyor. Bu nedenle kolay ve kesin yargılar, hem karşımızdaki insana hem de kendimize haksızlık oluyor.

Ama ‘haylaz’ zihnim açısından; bir kişinin tutum ve davranışlarını izlemek, bunların ardındaki mantığı açıklamaya çalışmak ilginç bir Sherlock Holmes macerası gibi. Her ne kadar insanlar hakkında hızlı ve kolay yargılarda bulunmamak konusunda özenli isem de karşımdaki kişiyi dikkatle izleyip çözümlemeye çalışmak benim alışkanlıklarımdan birisi. Sanırım; böyle davranarak insanları tanımak konusundaki deneyimimi zenginleştirmeye çalışıyorum.

Bunu nasıl yapıyorum derseniz; önce çevremde olup biteni dikkatle izlemeye çalışıyorum. İzlemelerimin bir bölümünde pasif bir izleyici olmayı ve (zorunlu olarak gerekmiyorsa) gelişen olaya müdahale etmemeyi tercih ediyorum. İyi ama sessiz bir dinleyici ve gözleyici olmak, söz konusu olayı ve bu gelişmenin aktörleri olan kişileri daha iyi tanıyıp kavramanızda etkili oluyor.

Bir diğer alışkanlığım ise, örneğin gecenin ilerleyen bir saatinde o gün yaşadıklarımı gözden geçirmek. Hatırlayabildiğim kadarı ile incelemek istediğim zaman dilimini zihnimde geriye sarar ve bir film gibi tekrarlarla yeniden gözden geçiririm. Bunu yaparken duygularımın esiri olmamaya özen gösteririm. Geçmiş deneyimimi abartmadan kendimle ilgili dersler çıkarırım. Bazen bundan sonraki gelişmeler için tutum ve davranış öngörülerinde bulunduğum da olur.

Bu (İngilizce’de ‘flashback’ olarak isimlendirilen, sinema ve roman dallarında sık kullanılan) geriye dönüşlerde durumu tepkisel olarak değerlendirmemek önemlidir. Hızla siyahtan beyaza, evetten hayıra veya olumsuzdan olumluya savrulmamak gerekir. Olaylar ve insanlar hakkındaki değerlendirmelerimizi, (ister olay olumlu ister olumsuz olsun) yaşama ait dersler olarak anlamamız gerekir. Bir dersi nasıl özümleyip kullanacağımız ise bireysel birikimimize, yaşamımıza ilişkin gelecek tasarımımıza bağlıdır.

Önemli bulduğum bir noktayı daha ifade etmek istiyorum. İnsanlar genelde sadece olumsuz olaylardan ders çıkarırlar. Bu dersler de genelde tepkisel veya duygusaldır. Halbuki içinde yer aldığımız olumlu (neşeli, sevinçli) olaylar da bize yaşamın gerçekleri hakkında ipuçları sağlayan fırsatlardır. Yaşamın siyah dersleri kadar beyaz öğretileri de vardır.

Yaşam hakkında düşünür ve değerlendirmeler yaparken fazlasıyla kendimize saplanıp kalmak yanıltıcı olur. Çevremizde olan bitenleri, doğru biçimde değerlendirebilmek için gerçekten objektif olabilmek önemlidir. Duygularımız ve geçmişten gelen alışkanlıklarımız, aklımıza fazlasıyla egemen oluyorsa, kendimiz ve çevremizle ilgili yapacağımız değerlendirmeler bir içe saran spirale döner. Karıştıkça karışır, yarar getirmek yerine negatif enerji yükleyip zararlı olmaya başlar.

Bir olay sonrasında kişi, o olayda kendini haklı bulabilir. Ama davranışının haksızve yersiz  olduğunu fark ediyorsa gelecekte bunun gerektirdiği gibi davranabilmeyi de becermelidir. İnsanın kendi tutum ve davranışlarını değiştirmeyi becermesi gerçekten yüksek kalitede bir özelliktir.

Kendi zihnimiz ve duygularımız içine sıkışıp kalmamak… Her an yaşamın yeni bir rengini ve ışık oyununu yakalayabilmek… Özetle; yaşamı eğlenceli ve kolay kılabilmek öncelikle kendi elimizde. Olmalı, olabilir.

Bir İlişkinin İncelikleri

Bir İlişkinin İncelikleri

Gürcan Banger

Bir duygusal ilişki, pek çoğumuz için bir yüzme havuzuna ya da yaz tatilinde gidilmiş deniz kıyısına benzer. Sıcak bir yaz gününde yanıp mavi sularda serinlemenin hasretiyle kendimizi bir çırpıda suyun içine atıveririz. Bir duygusal ilişkiye olan hasret öylesine yakıcıdır ki, ne kendi durumumuzu ne de karşımızdakini çok fazla düşünmeye fırsatımız olmaz.

Sonra hiç akla gelmeyen sorunlar başlar. Bu sorunların ilk sırasında, bu ilişkide yer alan bireylerin birbirini yeterince tanımıyor olması yer alır. Çünkü sevgi özlemi, bireylerin gözlerini adeta kör etmiştir. Muhtemelen tarafların, yokuş aşağı kayarcasına bu ilişkinin içine savrulmalarından çevrelerine dikkat etmek, karşılarındaki insanı tanımak şansları bile olamamıştır.

Sağlıklı bir ilişki için bireyin önce kendini iyi tanıması gerekir. Yaşamın herhangi bir anındaki karakter yapımız, daha çocukluğumuzda belirlenmeye başlar. Sevgiyi küçük yaşlarımızda aile içinde öğrenmeye başlarız. Okul ve sokak yaşamımızda pekiştirmelerimiz olur. Bu süreçte sevgi süreçlerine ilişkin eksikliklerimiz olursa, bunlar sonraki tüm yaşantımıza yansır.

Örneğin; sevginin ifadesi, daha çocukluk yaşlarından başlayarak öğrenilir. Kişi, bir başka insana olan duygularını ifade edemediği sürece sevgisinin yüceliğinin de fazla bir anlamı olmaz. Sevgi ifadesizliğinin kırılması ise hiç kolay bir iş değildir. Çoğu zaman ifadesizlik açmazına girmiş bireyin yardıma ve desteğe ihtiyacı olur.

Bireylerin birbirlerini değiştirmeyi umarak bir duygusal ilişki dünyasında buluşmalarını pek akla yatkın bulmam. Ama sevgisizlik veya ifadesizlik sarmalını kırmanın yolu da bir ilişkide yer alan bireylerin karşılıklı destek ve paylaşımları ile gerçekleşir. 

Anne ve babanın birlikte baskıcı bir karakter göstermeleri, çocuğun genelde sevgi açlığı ama aynı zamanda sevgi ifadesizliği ile sonuçlanır. Sevgiye aç ama ifadesiz iki birey, bir ilişkide buluştuklarında, konuşul(a)mayan bir sorunlar yumağı da kendiliğinden oluşur. Bu durumda taraflardan birisinin (belki kendi alışkanlıklarını da kırıp) doğru adımı atması gerekir.

Sevgi ifadesizliği, bir duygusal ilişkide başa gelebilecek sorunlardan yalnız bir tanesidir. Bu sorunun ikizi, sevgi şımarıklığıdır. Doyurulamaz bir açlığa benzeyen sevgi şımarıklığı da çocuklukta ailede öğrenilen sorunlu karakter özelliklerinden birisidir. Genelde anne veya babadan birisinin çocuk üzerinde baskı uygularken diğerinin sınır tanımaz müsamahalı davranması sonucu oluşur. Bu sorunlu ortamda büyüyen çocuk ise büyüdükten sonraki duygusal ilişkilerinde benzer sevgi şımartılmalarını arar.

Durumun en vahim olduğu şekillerden birisi, bireylerden birisinin sevgi ifadesizliği, diğerinin ise sevgi şımarıklığı sorunlarıyla donanmış olduğu durumdur. Böyle bir ilişkinin sağlıklı süreklilik kazanması pek kolay bir durum değildir. Bu tür bir ilişkide bireylerin kendi sorunlu özellikleri nedeniyle her iki taraf, karşısındakinden şikayet eder. Kimi zaman yolunda gidiyormuş gibi görünen (bir yanı ifadesiz, bir yanı şımarık) ilişki, ikide bir ruhsal gerilmeler nedeniyle aksamalar yaşar.

Sorunlu ilişkilerde taraflar, (sorunların hallolması için) karşısındaki insanın kendisine açılmasını ve beklentilerini ifade etmesini bekler. Ama bilmezler ki; ifadesizlik karşılıklıdır. Çünkü yukarıda sözünü ettiğim iki ayrı sorun, aynı madalyonun farklı yüzleridir. Bu tür bir ilişkide taraflardan (en az) birisi, net ve açık soruları sorabilmeli; diğeri de kendini ifade için gayret sarf etmelidir.

Aşka Değer Vermek

Aşka Değer Vermek

Gürcan Banger

“Aşkın ömrü üç yıldır” gibi ifadeleri zaman zaman gazete ve dergi yazılarında siz de görmüş ve okumuşsunuzdur. Bence bu ifade, durağan bir bakış açısını ifade ediyor. Bu tür bir cümleyi okuduğumda saksıya dikilmiş ama sonra bakımı unutulmuş, dolayısıyla zamanla kuruyup ölen bir çiçeği hatırlıyorum.

Aşk beslenmek ister

Bence aşk, bir arının çiçekten çiçeğe dolaşmasına benzemelidir. Arının çiçekleri dolaşarak çiçek özü toplamasına benzer bir biçimde aşkın da kendisini besleyecek vesileleri olmalıdır. Masaya bırakılmış bir sevgi notu, beklenmedik anda telefonla arama, olağan bir günde alınıvermiş bir küçük hediye bu vesilelerin akla ilk gelen örnekleri olabilir. Ben buna “Aşkın fantezileri olmalıdır”, diyorum.

Empati

Özet olarak empati, kendini bir başkasının yerine koyarak onun gibi hissedebilmek demektir. Aşk empatik olmalıdır. Mutlulukları ve acıları karşılıklı olarak hissetmeli ve paylaşabilmelidir.

Sevdiğimiz insanın acılarını paylaşmak, tabii ki söz konusu sorunların çözümü demek değildir. Ama bu paylaşım, yaşamımızda giderek azalan güven duygusunun olumlu yönde gelişmesine neden olur. Aşkın büyüyebilmek için bir güven ortamına ihtiyacı olduğunu kim inkâr edebilir!

Sıradanlıkla mücadeleyi paylaşmak

Aşkın sınırsız ve sonsuz olması için zor zamanlarda acıları paylaşmak gerekir. Ama bu, yeterli olmayabilir. Aşkı yok eden faktörler arasında sıradan işlerin özel bir yeri vardır. Nedir bu işler? Çöpün dışarı çıkarılmasından başlayın da; bulaşıkların yıkanması, faturaların çıldırtıcı banka kuyruğunda ödenmesi, akıtan su musluğu ile ilgilenilmesi gibi aklınıza gelebilecek daha pek çok sıradan iş…

Sıradan ve zorunlu işlerle birlikte mücadele, aşkın canlı kaldığının göstergesi olduğu gibi, bu paylaşım aşkın sağlıklı ömrünü uzatma özelliğine sahiptir. Sıradan işleri paylaşarak halletmek, aşkın keyifli taraflarını yaşamak için size çok daha fazla zaman bırakacaktır.

Zorlukları anlamak

Yarısı dolu bir bardağa farklı bakış açılarını bilirsiniz. Olumlu düşünme becerisini edinmiş insanlar bardağın dolu tarafını görürken, kötümserler bardağın yarısının boş olduğunu söylerler. Aşkın karşılaştığı zorluklar konusunda da bu tür ikilemlerin yaşanması sıklıkla olur.

Aşkın taraflarını oluşturan kişilerin, (diğer insanların olduğu gibi) farklı alanlarda sorumlulukları ve görevleri vardır. Bu da kişilerin birbirleri ile ayıracakları zamanın azalması anlamına gelir. Çağdaş yaşamın aşkı törpülediği en önemli unsurlardan birisi zaman kısıtlamalarıdır. Ama gerçek olan, bunların hepsidir. Aşkı giderek karmaşıklaşan bir çağdaş yaşam içinde canlı tutmak; işte yapmamız gereken budur. Karşılıklı olarak yaşanan zorlukları ve sorumlulukları anlayışla karşılayarak, aşkı olumsuz etkilemesine engel olmalıyız.

Aşk köprü kurmaktır

Çağdaş yaşam, giderek daha fazla günlük işlere yoğunlaşmamızı gerektiriyor. Her zaman yapılmayı bekleyen yeni işler, yerine getirilmesi gereken acil görevler var. Ama bu yoğunluk ve aciliyet, aşkın iletişim ihtiyacını unutmamıza neden olmamalı. Tabii ki, iş sorumluluk ve görevlerimizi yerine getirmekle yükümlüyüz, ama bir dinlenme anında onu düşünüp hatırladığınızı ifade edecek bir iletişim fırsatı da kaçırılmamalıdır. Bu, ona özel olmaya devam ettiğini hatırlatacaktır.

Aşk, köprü kurmaktır. Onu arayarak köprü kurun; sessiz kaldığınızda aranızda yüksek duvarlar örülüyor, demektir.

Yaşamla Uyumlu ve Olumlu İlişki

Yaşamla Uyumlu ve Olumlu İlişki

Gürcan Banger

Her zaman beceremesem de, yaşama olumlu yaklaşmanın önemine ve yararlarına inanırım. Yaşam adeta bir canlı ayna gibidir. Biz ona nasıl yaklaşırsak o da bize aynı ruh halini yansıtır.

Sahip olduğumuz değer

Bir insan olarak sahip olduğumuzu en önemli değer yaşamımızdır. O olmadığı zaman geriye kalanın fazla bir önemi olmaz. “Benden sonra geriye benden sonrası kalır” dersek bir gerçeği ifade etmiş oluruz.

Yaşamımızı değerli bulmak, bir bireycilik veya bencillik gösterisi değildir. Çünkü çevremize verdiğimiz anlam, o yaşam olmadan gerçekleşemez. Eğer bir insanı çok seviyorsanız, onu sevginizle anlamlandırmış olursunuz. Siz olmadığınızda verdiğiniz bu anlam da olmayacaktır. Dolayısıyla kendi yaşamınıza olumlulukla yaklaşmak çevrenize de olumlu anlam mesajlarını vermenizi sağlayacaktır.

Takdir etmek

Yaşamımızdan çevremize doğru olumlu mesajlar vermenin ilk biçimi, insanları takdir etmektir. Bu bağlamda sevdiğimiz insanların hak ettikleri takdiri, bizim tarafımızdan görmelerinin onlar için özel değeri ve anlamı vardır. “Aşk, ifade edilmelidir” derken bir anlamda bunu da kastediyorum.

Tartışmayı doğru yönetmek

Bir kişi veya toplulukla olan ilişkilerimizi olumsuz yöne sürükleyen davranışlarımız arasında tartışma eğilimimizin önemli bir yeri vardır. Bir tartışmadan galip çıkmanın yolu, tartıştığımız insanı yıpratmak değil; mümkün olduğunca tartışmadan kaçınmaktır. Kaçınılmaz bir tartışma varsa bu ortamda başarılı olmanın yolu, tartışmayı sürdürmek değil, görüşmeyi olumlu bir yöne sürüklemek için çaba harcamaktır.

Yardım etmek

Yaşamda başarılı olmanın bir diğer koşulu, başka insanların yardım taleplerine mümkün olduğunca cevap verebilmektir. Yardım elini uzatma konusunda kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koyabilme becerisi çok yardımcı olur. Yardım konusunda ne istismar edilin; ne de bu konuda çekimser davranın. Ama bilin ki, insanları kazanmanın en etkin yollarından birisi onlara yardımcı olabilmektir. Bu arada yardım isteyen kişinin, sizden olan talebi ile gerçek ihtiyacı konusunda da olmalısınız. Hani şu bilinen balık yerine balık oltası verme anekdotunda olduğu gibi… Bu konuda önemli bir noktayı hatırlatmadan geçmemem gerekir: Yardım etmek; kişinin kendisini, öz yaşamını feda etmesi demek değildir.

Dinlemek

Önce dinleyin. İnsanlar dinlenip dinlemediklerine önem verirler. Karşınızdaki insanı dinlemeniz ona önem ve değer verdiğinizi mesajını iletir. Dinlenmeyen bir kişi, ciddiye alınmadığını düşünür. Karşınızdaki insan, onu dinlemekteki içtenliğinizi hissetmelidir. Ayrıca iyi bir dinleme, devamında yapacağınız konuşmalar için size önemli ipuçları verecektir.

Şu “ikna” meselesi

Fikrinizi karşınızdaki insana kabul ettirmek istiyorsanız bunu bir ‘emir’ kalıbında yapmamalısınız. Pek çok insan emir almaktan, bir emir-komuta zinciri içinde olmaktan hoşlanmaz. Bu nedenle emir vermek yerine soru sormayı tercih etmenizi öneririm. Sonuçta görüştüğünüz insan, o fikrin kendisinin olduğuna inanmalıdır. Buna karşımızdaki insanı “ikna etmek” yerine ‘etkilemek’ yaklaşımı diyebiliriz.

Yaşama olumlu yaklaşmak, ‘Pollyanna’nın mutluluk oyunu’ gibi alınmamalıdır. Yaşama karşı olumlu ve uyumlu olmak, 1+1’in 2’den fazla ettiği bir haldir. Böyle yaklaştığınız sürece daima kazanan siz olacaksınız.

O İlk Günler

O İlk Günler

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş

Eğer bir başlangıçta iseniz ve bu başlangıcın farkındaysanız ilk günler heyecanlıdır. Ya alınan riskin ürkekliği vardır ya da yaşanmamışı yaşamaya başlamanın coşkusu. Sonra her şey ‘olağan’ olmaya başlar. Heyecanlı başlangıç, alışılmış monotonluğa dönüşür. Neden ve nasıl başladığımızı bile unuturuz.

Bilinmeyene doğru bir yürüyüş

Aşk, ilk kez binilen döner dolap gibidir. Hele ilk günlerde, ayaklarımızın yere basıp basmadığınızı bile anlayamayız. Sanki bu ilki, ilk yaşayan bizden başkası olmamıştır. Bir ormanda ağaçların arasından ara sıra sızan gün ışığının rehberliğinde heyecanlı bir yürüyüştür aşkın ilk günleri. Bilinmeyene doğru cesur bir yürüyüş…

Yüzünüze bir gülümsemenin düştüğünü görür gibiyim. Hatırladınız, değil mi?

Madalyonun diğer yüzü

Bir de madalyonun diğer yüzü var. Günlük yaşamın acımasız akışı, bir yanıyla basit bir başka yanıyla karmaşık güncel sorunlar, aşkı tehdit ediyor. Karşılıklı ilgi, başka alanlara yöneliyor. Sanki o ilk günler hiç yaşanmamış gibi bir sıradanlık sarıyor yaşamı. Bir gürültülü ama monoton trafik içerisinde ilk günlerin heyecanı, güzel sözleri, saygı gösterileri yitip gidiyor.

Aşkı kurtarmalı

Galiba bir ilişkiyi kurtarmaya başlamanın ilk adımı, o ilk günleri hatırlamakla başlıyor. Sonra dün ve bugün arasındaki farkı görmekle… Dünden bugüne doğru yürürken nelerin nasıl değiştiğini sorgulamakla… Ama pozitif bir ruh hali ile…

Günün külleri arasında yitip gitmiş aşk yeniden kazanılabilir. Gerçekten mümkündür bu. Ama önce aşkı kurtarmayı istemek gerekli… Sonra da bunun için emek vermeli. İşte o zaman pırıltılı bir Anka kuşu olan aşk, günün külleri arasında yeni ilk günlere doğru kanat çırpacaktır.

Hatırlamak

Aşkın ilk günlerini hatırlamak, onu geri kazanmanın mucizevî ilacıdır. Bugün adeta ‘unutmuş’ olduğunuz o varlığa, o insana -her kim ise ‘O’- âşık olan sizdiniz. Dünkü o heyecanlı ruh, hala sizin içinizde bir yerlerde yaşıyor. Onu yeniden gün ışığına kavuşturabilirsiniz.

Tabii ki; sorunlarınız var. Herkesin var. Özellikle maddi olanlar, bizi aşktan uzaklaştırmak için her an tetikte bekliyor. Sorunlar, bir sarmal gibidir. Başladı mı sarmaya bir kez; durdurmak ne mümkün. Bu sarmala direnmenin yollarından birisi -sadece birisi, huzuru ve dengeyi aşkla yakalamayı denemektir.

Bir reçete var mı yeniden başlamak için! İnsanın faktör olduğu ortamlarda genel davranış kuralları söylemek hem kolay değil, hem de doğru değil. En azından bireysel seçim ve özgürlükler söz konusu olduğunda doğru değil. Her birey kendi davranış modelini kendisi üretebilir.

Aşka yeniden yaklaşmanın ilk ve belki de tek ilkesi; doğru hatırlamak, olumlu başlamak ve emek vermektir. Sonrası kendiliğinden gelecektir.

O ilk günleri hatırladınız mı?

Aşk ve Sevgi Sözcükleri

Sevgi ve Aşk Sözcükleri

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş

Konuşmak, insanın diğer canlı varlıklardan ayırt eden en önemli özelliklerden birisidir. Beden dilini bir yana bıraktığımızda; duygu ve düşüncelerimizi anlatmanın en önemli araçlarından birisidir konuşmak. Ama nedense çoğu zaman bu özelliğimizi kullanmakta hayli cimri davranırız.

Hissetmek yetmez

Pek çok insan aşkı kendi içinde yaşamayı tercih eder. Sevdiğini bilir, sevildiğini bilir; ama bunu ifade etmez. Kendisi ifade etmez ama kişi ne kadar sevildiğini bilmek, bunu özellikle duymak ister. Yaşamın bazı anlarını ve alanlarını paylaşıyor olmamız yeterli değildir, sevildiğimizi sözcüklere dökülmüş olarak duymayı isteriz. Sevdiğimiz için farklı, önemli, ayrıcalıklı olduğumuzu bu sözcüklerde okumayı özleriz. Ruhun aşka doyabilmesi için aşkın sözcüklerde dile gelmesi ölümsüzlük suyu ile yıkanma gibidir. Sözcükler, aşkın biteviye kendini canlı tutabilmesi için vazgeçilmezdir.

Söz ustası olmak gerekmez

Bazı kişiler duygularını ifade etmek için bir şiirin mısraları gibi cümleler kurabilmeyi isterler. Bu konuda da başarılı olmayınca suskun kalmayı tercih ederek güzel ifadeler oluşturamamanın üzüntüsüne düşerler. Doğrusu; herkesin ünlü aşk ozanları gibi gizemli sözcükleri peşpeşe sıralamasını beklemek de haksızlık olur.

Sözler duygularla iç içe geçince kendiliğinden şiirsel bir havaya bürünürler. Önemli olan, hissettiğini söylemeyi istemektir. Duyguları ifade edebilmek için söz ustası olmak gerekmez. Gerçek sevgiyi anlatan sözcükler dudaklardan döküldüğünde, söyleyenin acemiliği duyguların gücüyle bir ustanın eserine dönüşür.

Âşık, duymak ister

Herkesin aşkı duymaya ihtiyacı vardır. Seven ve sevilen insanlar, yürekten gelen sözcükleri duymak isterler. Bu sözcükler, “Seni çok seviyorum” gibi kalıplaşmış cümlelerden fazlası olmalıdır; çünkü aşk yaratıcılıkla ve yeniliklerle büyür ve gelişir.

Kendisiyle konuşmak

Kendi yürek sesini çok fazla dinleyen insanlar, aşkı çok fazla yaşadıklarını düşünebilirler. İnsanın kendisiyle yaptığı aşırı yoğun konuşmalar, karşı tarafa sevginin ifade edilmesini ihtiyacını ortadan kaldırabilir. Karşı tarafa duyguları ifade etmemek aşkın geleceği açısından ciddi bir tehlikedir. Karşıda bir ilgisizlik, kayıtsızlık duygusu yaratabilir.

Aşk bir ilişkidir

Aşk, iki tarafın olduğu bir ilişkidir. Aşk, paylaşımın vazgeçilmez olduğu bir ilişkidir. Sözcükleri esirgemek, aşkın beslendiği paylaşım kanallarını yok etmekle eşdeğerdir. Paylaşım fikrini unutarak aşkı kendi başlarına yaşamak isteyen kişiler, yalnız kalma riskini akıllarında tutmalıdırlar.

Sözcükler, aşkın büyülü içkisidir. Duygularla yüklenmiş paylaşılan sözcükler, aşkı sıradanlaşmaktan alıkoyar.

“Ben sevgimi ifade edemem” demek asla kabul edilebilir bir yaklaşım olamaz. Toplumumuzda duyguları sözlerle ifade etmekten geri durulması öğretilir. Heyecanı, duyguları saklamak gerektiği önerilir. Bu öğütler, giderek bir davranış modeli haline dönüşür. Hele ki; sevginin anne-baba tarafından ifade edilmediği aile ortamlarında sevgi sözcüklerini kullanmamak alışkanlık haline gelir. Ama unutmamalıyız ki; hiçbir şey, aşkı sözcükler kadar koruyup geliştiremez.

Aşkınızı sevdiğinize korkusuzca ifade edin. Gösterdiğiniz cesarete değdiğini göreceksiniz.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.