Kentsel Yoksulluk ve Gençlik

Kentsel Yoksulluk ve Gençlik

Gürcan Banger 

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi *** YENi ***

20’nci yüzyılın son çeyreği ile birlikte başlayan küresel çağın önemli özelliklerinden birisi, her düzeyde ilişkilerin karmaşıklaşması oldu. Dolayısıyla sosyal ve ekonomik yaşamı oluşturan unsurların karşılıklı etkileşimleri ve bağımlılıkları çok daha yoğun hale geldi.

Bu yeni görünüm, sosyal sorumluluk denen yeni bir anlayışa da yol verdi. Sosyal sorumluluk, içinde bulunulan ortamın korunması, sürdürülmesi ve geliştirilmesi konusunda bireylere, kurumlara ve kuruluşlara düşen yükümlülükleri ifade ediyor. Bu bakış açısıyla baktığımızda; kentte yaşayanlar açısından yeni yaklaşımlar gündeme geliyor. Örneğin toplumun ve kent yerleşiminin birbirine yabancılaşmış (ekonomik ve sosyal anlamda birbirinden uzaklaşmış) kesim ve bölgeleri olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Kentteki unsurların bir bölümünün dışlanmasının veya yoksulluk nedeniyle kent yaşamından uzaklaşmasının olumsuz etkilerinin, kentin tamamına yansıdığını fark etmeye başladık.

Yeni çağda geleneksel tanımların pek çoğuna yeni tanımlamalar geldi. Örneğin kentte yoksulu tanımlarken, sadece ekonomik ölçülerle bakmıyoruz. Şehirde yaşayan bazı insanlar, gelir yoksunlukları nedeniyle ortalama kentsel yaşam standardını sağlayamıyorlar ve kent yaşamına entegre olamıyorlarsa, onları kentsel anlamda yoksul sayıyoruz. Kentsel yoksulluk, duruma göre değişik görüntüler verebiliyor. Kimi zaman düşük gelir veya işsizlik olabilirken, bazen sağlık imkânlarına ulaşamama, bazen de kentsel kolaylıkları kullanamama olarak yansıyor.

Kentsel yoksulluk, kendi başına bir olgu değildir. Başka unsurlarla birlikte yaşar. Örneğin yoksulluğun en belirgin sonuçlarından birisi, bireyin veya ailenin şehir yaşamından dışlanmasıdır. Böyle bir olguya ‘kentsel sosyal dışlanma’ diyoruz. Kentsel sosyal dışlanma, kentte yaşayan vatandaşların yoksulluk, yoksunluk, zafiyet veya ayırımcılık gibi nedenlerle toplum dışına itilmeleridir. Bu çerçevede yoksul vatandaşların kent yaşamına katılımları engellenmiş olur. Eğer bir vatandaşın kendi semtinden şehir merkezine gelmesi için harcaması gereken para, onun bütçesi için önemli bir oran oluşturuyorsa; bu kişi, kent yaşamından dışlanıyor demektir. Kent merkezine gelemediği için burada sunulan kentsel imkânları da kullanamaz.

Kentsel yoksulluk ve sosyal dışlanma, şehirdeki sosyal risk ve tehdit olgularını oluşturan ve artıran önemli faktörler arasındadır. Bir ekonomik, sosyal ve kültürel çevre olarak şehir, değişik kişi, kurum veya kuruluşları ile farklı kesimler için yeni fırsatlar veya tehditler oluşturur. Örneğin sosyal destek mekanizmalarının zafiyeti nedeniyle sokakta yaşayanların sayısının artması, şehir açısından yeni bir tehdit unsurunun oluşmaya başlaması anlamına gelir. Yine bu bağlamda soksak çocuklarının, bağımlılık yapan madde kullananları veya gasp ve hırsızlık olaylarını sayabiliriz.

Diğer yandan bir kent için fırsatlar yaratabilecek / yaratan kişi, kurum ve kuruluşlar da mevcuttur. Örneğin bir kentteki üniversite, o yerleşim için en önemli ve ciddi fırsat üreteçlerinden birisidir. Eskişehir’i gözlediğimizde iyi biliyoruz ki; üniversiteler bulundukları şehirler için yepyeni kentsel kâr modelleri oluşturmaktalar. Bu kaynaktan ekonomik getiri dışında, yeni fırsatlar anlamında başka amaçlarla yararlanılıp yararlanılmadığı ise ciddi bir başka soru olarak duruyor.

Üniversite gençliği, değişik toplum kesimlerinden gelmesi ve nitelikli eğitim alıyor olması nedeniyle bir şehir için önemli yenilikçilik potansiyeline sahip bir zenginliktir. Ülkemizde pek çok kenti yakından izlediğimizde; kent toplumlarının, bu üstün özelliklerini yeterince kullanamadığını gözlüyoruz. Bu durumu, gençlerin duyarsızlığını bağlamak, kentteki sosyal aktörlerin beceriksizliklerini saklamaya çalışmalarından başka bir şey olmaz.

Kent ve Gençlik

Kent ve Gençlik

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi *** YENi ***

Şehri oluşturan unsurlarından birisi, değişik yaş katmanlarından oluşan nüfustur. Ülkemizde bu katmanlardan 15-25 yaş diliminde olan ve gençlik olarak isimlendirilen kategori, nüfusun yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. Genç nüfusu yoğun olarak bulunduran üniversiteler gibi eğitim-öğretim kurumlarının sosyal yaşamda özel yeri var.

Anadolu Üniversitesi’ne bağlı Açık Öğretim Fakültesi’ni (AÜ AÖF’ni) bir yana bırakırsak; Eskişehir’de iki üniversite nedeniyle yaklaşık 40-50 bin kişilik genç öğrenci nüfusu var. Bu nüfus, yaklaşık 10 ay yaşadığı bu kentte şehir ekonomisine ciddi katkılar yapmaktadır. Böyle bir topluluğun büyüklüğünün, pek çok yerleşimin turistik ziyaretçi sayısından çok daha yüksek olduğu ortadadır. Çok basit bir hesapla; sadece öğrenci nüfusu sayesinde (AÜ AÖF’ni katmadığımız durumda bile) Eskişehir’in 10-12 milyon kişi-gün büyüklüğünde bir ‘turizm potansiyeli’ var demektir.

Tabii ki, bir kent sadece ekonomiden oluşmuyor. Şehir, tarım dışı alanda kurulmuş ve nüfus yoğunlaşması olan bir yerleşim yeridir. Kentte sanayi ve ticaret yanında bilimsel, sanatsal, sosyal ve kültürel etkinlikler yoğunlaşması da beklenen bir gelişmedir. Her ne kadar kentin değişik sosyal katmanları tarafından ne denli paylaşıldığı bir soru işareti olsa da; Eskişehir, geçmiş yıllarda şikâyet edilen sosyal ve kültürel faaliyet zafiyetini adım adım aşmaktadır.

Bir şehri oluşturan kamu ve özel kesim yanında bir diğer sektörde sivil toplum kuruluşları (STK’lar) yer alır. Son yıllarda halkın yönetime doğrudan katılımı süreçlerinin yaygınlaşması ile birlikte sivil toplum çalışmalarının da önemi artmıştır. Ulusal düzeyde bakıldığında Eskişehir, başarılı iller arasında sayılabilir. Diğer yandan; Eskişehir’e küresel ölçekte baktığımızda; küresel örneklere göre henüz emekleme çağında olduğu görülür.

Eskişehir, sosyal ve demografik bileşimi açısından sivil toplum çalışmaları açısından ümit vericidir. Son birkaç yılda (siyasetle sivilliği özenle ayırt eden ESYO sivil platformu gibi) ivmelenen bazı çalışmalar nedeniyle, ulusal düzeyde başarı öyküleri yazmaya aday olarak gösterilmektedir. Ama bu gelişme, yerel sivil toplum hareketinin bazı sorunlarının net olarak ortaya çıkmasına da vesile olmaktadır.

Eskişehir sivil toplum hareketi, çok büyük bir topluluk olan üniversite gençliğini motive etme ve sivil çalışmalara katma konusunda son derece başarısızdır. Muhtemelen bu zafiyette sivil toplum yöneticilerinin ataleti ve yetkinlik eksikliği kadar gençliğin yeni konumlarının iyi bilinmemesinin etkisi de var.

1923 ile başlayan süreçte gençliğin temel görevi, ülkeyi baştanbaşa yenileyecek olan modernist projenin bir parçası olmaktı. Bugün ileri yaş düzeyine ulaşmış bu kesimde hâlâ bu izleri görmekteyiz. 1950 sonrası gençlik ise kırdan kente göçün paradigması (anlayış ve değer sistemi) içinde yer aldılar. 1960 gençliğine eşitlik, adalet ve özgürlük söylemleri egemen oldu. 1968 kuşağı, Dünya’da pek çok değer ve sürecin değişmesinde yer aldı. 1970 gençliği, göçün sonucunda oluşan kötü kentsel yerleşimlerden ayağa kalkan bir toplumsal muhalefetin sözcüsü oldu. Özetle; 1923-1970 arasındaki genç kuşakların tamamı, (konjonktür nedeniyle) kendileri için doğal buldukları sosyal ve siyasal misyonlar yüklendiler. 1970’lerin sonu ile birlikte kendi akışı içinde gelişen gençlik misyonu adeta bir ‘kırılmaya’ uğradı.

1980 ile birlikte idealist siyasetin yerini aile, akrabalık, hemşehrilik gibi unsurlar üzerine kurulu rant elde etme çabaları aldı. 12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında oluşan apolitik 1980 genç kuşağı bireyci, başarı odaklı ve siyasetten korkan bir anlayışın tutsağı oldu. Bu geleneği sürdüren 1990 genç kuşağının en belirgin özelliği, tüketim yönelimli olmasıdır. Bu dönemde gençler arasında imaj, marka ve aşırı tüketim yönelimlerinin yükseldiğini gözlüyoruz. Özellikle üniversite gençliğinin bu özellikleri, ağırlıkla taşıdığını görüyoruz. Gençliğin hızla özetlediğim bu farklılaşmasını iyi kavramadan bu zenginliği değerlendirmek zordur.

Şehri oluşturan kullanıcı gruplarından birisi olarak üniversite gençliğinin, ortak değerler ve birlikte yaşam anlayışı çerçevesinde kentsel yaşama geri kazandırması gerekmektedir. Bu konuda da kentin ‘hiza önderlerinden’ olan sivil toplum kuruluşlarına (STK’lara) ciddi görevler düşmektedir. Ama bu zor işin, eski kafalarla başarılması da mümkün değildir.

Üniversitelerimizde Gençlik – 2

Üniversitelerimizde Gençlik  -  2

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş

Eskişehir’de yılın yaklaşık 9-10 ayı 50 bin dolayında öğrenci yaşıyor. Bu büyük nüfusun şehir ekonomisine ciddi katkıları var. Fakat bu kadar büyük bir topluluğun, kentin sivil toplum yaşamında aynı derecede etkin olamadığını gözlüyoruz.

Bu katılım eksikliğinin iki farklı kanattan kaynaklanan iki temel nedeni var. Birincisi; 1980 sonrasında yaşanan sosyal ve siyasal kırılma nedeniyle öğrenci gençlik, sivil ve siyasal yaşam faaliyetlerinden uzak duruyor. İkincisi; ne siyasal partiler ne de sivil toplum kuruluşları (STK’lar) öğrenci gençliği cezbedecek kadar donanımlı, istekli ve girişken değil. Doğrusu; gençlerin, ‘yaşlı dinozor’ anlayışların egemenliğindeki partilere ve sivil kuruluşlara ilgi duymamalarını, bir parça olağan karşılamak gerekir. Diğer yandan; genel anlamda tüketim toplumunun gençliği sürüklediği günlük yaşama ve ‘olup bitene kayıtsız’ bir tüketici olma anlayışı da dikkate alındığında; sivil ve siyasal yaşamla öğrenci gençlik arasındaki uzaklığı tespit edebilmek kolaylaşıyor.

Genel anlamda siyasetin yukarıda anlattıklarımdan çok daha derin sorunları var. Bu nedenle burada sadece sivil toplum yaşamına değineceğim. Öğrenci gençliğin boş zaman değerlendirme faaliyetlerine katılım durumuna bakalım. Bu etkinliklere katılımı olumsuz yönde etkileyen faktörler arasında ekonomik yetersizlikleri, örgütlenme konusundaki ‘bellek silinmesini’, zaman kullanma ve yönetme konusundaki sıkıntıları sayabiliriz.

12 Eylül 1980 Darbesi öncesinde şimdiye oranla daha katı olan yasalar nedeniyle pek çok siyasi çizgi, kendi yapılanmalarını derneklerde gerçekleştiriyordu. Derneklerin bu şekilde kullanımı o döneme ait baskıcı yasalardan kaynaklanmasına rağmen, bu sayede ülkemizde derneklerin ‘gizli örgüt’ veya ‘terör örgütü’ ile eşdeğer tutulan kötü bir ünü oldu. Bu olumsuzluk hâlâ da kırılabilmiş değil.

Son 30 yılda sivil toplum fikrinin daha iyi anlaşılmasına ve AB rüzgârıyla yasaların olumlu değişiklikler geçirmesine rağmen; sivil toplum kuruluşları, tam anlamıyla gerekli zihinsel değişimi geçiremediler. Yakın geçmişte siyasi amaçlarla toplanılan derneklerde bugün farklı bakış ve amaçlarla bir araya gelinmesi sağlanamadı. Bu görünümde pek çok STK’nın yönetimlerinin, gerekli değişimi sağlayabilecek kişilerden oluşmamasının etkisi var. Sivil toplum, ne yazık ki kendisine yeni söylemler ve yeni liderler yaratma konusunda başarılı olamadı. Hatta bu konuda niyetinin olup olmadığı bile tartışılır. Çoğu zaman kopyacılık üzerine kurgulanan sosyal yaşamımızda Dünya sivil toplum deneyiminin yeterince aktarıldığı bile kuşkuludur. Sivil toplum alanında pek çok küresel başarı öyküsünün ulusal ve yerel düzeylerde bilinmemesi şaşırtıcı değildir.

Öğrenci gençliğin sivil toplum çalışmalarının dışında kalışını, sadece STK’ların bugünkü yapısına bağlamamak gerekir. Üniversitelerin kendileri de sivil toplum alanının değerlendirilmesinde yeterince yetkin değiller. Çok etkili olamayan öğrenci kulüpleri bir yana; öğretim kademesi, öğrencilere sivil çalışmalar konusunda hiza önderliği yapabilmekten çok uzak. Çünkü öğretim kademesinin yapısı da, toplumun ilgisiz, kayıtsız, tüketici ve ‘ah vah etmekle yetinen’ görünümünü yansıtıyor.

Üniversitelerde öğrencilerin boş zamanlarını değerlendirmeleri, çoğu zaman kendi seçimlerine kalıyor. Üniversiteyi kazanabilmek için her türlü faaliyetten fedakârlık ederek giriş sınavına çalışan öğrencilerin boş zaman değerlendirme konusunda deneyimsiz veya yetersiz olmaları son derece olağan. Buna üniversitelerin boş zaman kullanma eğitimi konusundaki yetersizlikleri de eklenince; binlerce genç bireyin neden sesinin çıkmadığını daha kolay anlıyoruz.

Öğrenci gençliğin, sivil toplum yaşamına kazandırılması bu alanın öncülerinin önünde bir görev olarak durmaktadır. Ülkedeki pek çok olumsuzluğun düzeltilmesinde bu kazanımın katkıları olacaktır.

Üniversitelerimizde Gençlik

Üniversitelerimizde Gençlik

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş

Eskişehir’de iki üniversite var. Bu okullarda eğitim gören genç insanların, şehir ekonomisine ciddi katkıları olduğunu biliyoruz. Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’nin bölümlerini dışarıda bıraksanız bile; yaklaşık 50 bin dolayında genç insan, yılın yaklaşık 9-10 ayını Eskişehir’de geçiriyor. Bu yazıda büyük bir ilçe nüfusuna yaklaşan bu topluluğun zamanını nasıl geçirdiği konusuna kısaca değinmek istiyorum.

Eskişehir’de son yıllarda gözlenen gelişmeler, şehri tüm sorunlara rağmen kültür ve sanat yönünden oldukça doyurucu bir noktaya getirdi. Öğrenci olarak kente gelen genç insanlar, genel anlamda burada yaşamaktan mutlular. Memnuniyetin giderek arttığını söylemek yanlış olmaz.

Ülkemizde gençliğin boş zamanlarını nasıl değerlendirdiğine ilişkin çalışmaları okuduğumuzda; gençlik faaliyetlerinin genel olarak pasif uğraşılardan oluştuğunu gözlüyoruz. Belli başlı faaliyetler arasında kitap okumak, müzik dinlemek, sinema ve konserlere gitmek sayılabilir.  Öncelik sırası açısından bu faaliyetleri televizyon izlemek ve radyo dinlemenin aldığı yapılan çalışmalarla tespit edilmiş. Sonraki sırada, Türkiye genelinde öğrencilerin kahvehane, kafe gibi yerlerde geçirilen zaman almaktadır. Eskişehir özelinde bu seçeneğin (kentin genel görünümüne bakarak) daha yüksek olduğunu söylemek mümkün.

Genelde üniversitelerin kendi iç yapılarına yönelik olmak üzere kulüp faaliyetlerine katılım veya sporla ilgilenme türünde ilgi alanlarının varlığını biliyoruz. 1980 öncesinden farklı olarak; üniversite gençliğinin siyasetten (ve buna bağlı faaliyetlerden) hayli uzak olduğunu söylemek yanlış olmaz. Şehir merkezinde gençlik üzerine kurgulanmış dernek veya topluluk türü faaliyetlere de katılım yüksek değil.

40 bin dolayında öğrencinin fiilen yaşadığı bir şehirde öğrenciye dayalı sivil ve sosyal faaliyetlerin çok daha etkin olması beklenir. Ama neredeyse tüm sivil toplum kuruluşları, çalışmalarına genç insanları katabilmekte sorunlar yaşıyorlar. Sanki 12 Eylül 1980 kırılması ile öğrenci gençlik, farklı bir yörüngeye savrulmuş gibi.

Öğrenci gençliğin sivil toplum ve sosyal sorumluluk faaliyetlerine katılmamasının ardındaki nedenlerden birisinin, mevcut kuruluşlardaki yetersiz üye ve gönüllü yapısının olduğunu düşünüyorum. Dünya bakışı son 35-40 yıla oranla ciddi biçimde değişmiş olan gençliği anlamaktan hayli uzak olan STK yönetimleri, bu insanları çalışmalarına çekmekte de başarılı olamıyorlar. Aynı tezi siyasi partiler için de öne sürmemin yanlış olmadığını düşünüyorum. Dernek ev vakıflar gibi siyasi partiler de gençliğin hayli uzağında konuşlanmış durumda.

Öğrencileri sivil ve sosyal faaliyetlerde görmememizin bir diğer nedeni ise yine STK yönetim ve üyelerinin bu konuda bilinçli ve üzerinde çalışılmış etkinlikler yapmaması. Neredeyse tüm STK’lar gençlerin, sivil kuruluşlara kendiliğinden akmalarını bekliyorlar. Gençleri kazanmak için bilinçli çalışmalar bir yana; kıllarını bile kıpırdatmıyorlar. STK’ların yaşları hayli ileri yöneticileri, adeta 12 Eylül 1980 sonrasında toplumun bir bellek silinmesi yaşadığının farkında değiller.

Tabii ki; medyanın ve tüketim kültürü esaslı gelişmelerin de gençleri olumsuz etkilediğini öngörmek gerekir. Diğer yandan; 12 Eylül sürecini yaşamış olan aile büyükleri, gençlerin hâlâ yanlış biçimde ‘gizli örgüt’ olarak algılanan STK’lardan uzak durmasını isteyip öğütlüyorlar.

STK yöneticileri olarak; gençlerin sivil toplum kuruluşlarında bulunmasını sağlayacak yeni ve albenili faaliyet türlerini geliştiremediğimiz de, bir başka sosyal gerçek olarak karşımızda duruyor. Henüz Dünya gençlik deneyimini kendi ortamlarımıza yeterince aktarabilmiş değiliz. Diğer yandan yeni kuşak gençlerin ilgi duyabilecekleri faaliyetler konusunda da yeterli bilgi ve deneyime hâlâ sahip olmadık.

Eskişehir’de gençliğin birikmiş enerjisini sivil ve sosyal yaşama aktaracak yeni yaklaşımlara ihtiyacımız var. Bu ‘işe’ biraz kafa yorsak ‘iyi’ olacak.

* * *

http://www.gurcanbanger.com  (Kişisel Internet sitesi)

http://gurcanbanger.wordpress.com (Zihin tazeleme yazıları)

http://duyguguncesi.wordpress.com (Duygusal yaşam yazıları)

http://gurcanbanger.blogspot.com (2Eylul Gazetesi günlük köşe yazıları)

http://gurcanbanger.wordpress.com (2Eylul Gazetesi günlük köşe yazıları)

http://ikieylul.wordpress.com (2Eylul Gazetesi günlük köşe yazıları)

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.