“Sol Yanımda Bir Sorun Var”

“Sol Yanımda Bir Sorun Var”

Gürcan Banger

Facebook’ta paylaş

Batı ülkelerinde (örneğin Avrupa’da) sol düşünce, işçi eksenli olarak gelişmiştir. Sol partilerin oluşumunda işçi hareketleri ve sendikal faaliyetler etkili unsurlar olarak yer almışlardır. Bu nedenle ağırlıklı olarak 19’uncu yüzyıldan başlayarak, sol çizgide emekçilerin ağırlıkları net olarak belirmiştir.

Türkiye’de kapitalizmin gecikmiş gelişimi nedeniyle; sol düşüncenin sosyal ve siyasal yelpazedeki yerini alması, farklı koşullarda ortaya çıkmıştır. Kısaca; sol düşüncenin Türkiye’de ortaya çıkışı, Baatı’dakiden çok farklıdır. Bugün ülkemizde solun yaşadığı pek çok sorunun ana kaynağı burasıdır. Solun gelenek sorunları nedeniyle toplumun zihnine yerleşmesinde süreklilik sıkıntıları vardır. 

Solun, Türkiye’de emekçi köklerini bulmasındaki sorunlar, sol düşüncenin bazı ülkelere uygun, bazılarına (ve bu arada Türkiye’ye de) uygun olmadığı biçiminde yorumlanamaz. Yukarıdaki tespit, sadece düşüncenin çıkış noktasının farklarını ifade eder. Yukarıda sözlerimden çıkarılacak sonuç, Türkiye’de ve örneğin Avrupa’da solun farklı gelişim çizgisi izlediğini anlatır. Bugün ülkede siyaset alanında yaşanan pek çok sorun, gerçekte sağ ve sol ayırmadan tüm partilerin ortak sorunları olarak görünmektedir. 

Emek-sermaye eksenine göre tanımlanmaları yanında; sağ ve sol partileri ayıran bazı temel faktörler vardır. Sağ düşünce, genelde kendini (muhafazakar görünümlü) geleneksel ve yerel değerlere göre konumlandırır. Sağın, statüko esaslı olarak politika geliştirmesindeki ana faktörlerden birisi budur. Sol düşünce ise kendini (emeğin ortak değerleri, sömürüsüz bir dünya, çevrenin korunması vb gibi) evrensel değerlere göre konumlamaya çalışır.

Sol, başta olmak üzere; Türkiye’deki siyasal partilerin kendilerini bu odaklara göre tanımlayıp konumlandırmalarında esastan sorunlar vardır. Bu nedenle; özellikle sol partiler, Batı’daki benzerleri ile eşdeğer bir ideolojik çizgi görüntüsü vermezler. 

Hukuksal ve yasal sıkıntılar bir yana; sol partilerin sendikal bağlantıları ve emekçi kesimlerle ilişki ve iletişimleri yok denecek düzeylere inmiştir. Sol partiler, Dünya’daki ekonomik ve sosyal gelişimi anlayıp yorumlamaktan hayli uzaktırlar. Dünya sol hareketinden etkileneceklerine, liberal düşünce akımlarının kötü bir yorumcusu olarak yer almayı tercih etmektedirler. Ne ulusal düzeyde, ne de yerel düzeyde çağın getirdiği yeni sorunlara yeni açılımlar ve yeni çözümler getirmenin çok uzağında durmaktadırlar. Batı’da sol partilerin çok sağlam bir kurumsal yapıları olmasına rağmen, ülkemizde sol partiler derleme toplama bir topluluk olma özelliğini aşamamışlardır. 

Sol parti, diğerlerinden farklı olarak ideolojik içerik demektir. Ne yazık ki; ülkemizdeki sol partiler, “Artık ideolojiler öldü” yanılsamasına kendileri de inanmışlardır. Halbuki ölen ideolojiler değil; ideoloji fanatikliği ve katılığıdır. Bir sol parti, hem ideoloji temelli, hem de yorumlama ve uygulama esnekliğine sahip olmalıdır. Geçtiğimiz yüzyılda ideolojilerin katı kalıplar olduğu gibi yanlış bir anlayış oluşmuştu; bu nedenle kendiliğinden bir ideoloji düşmanlığı / karşıtlığı oluşmuştu. Bu yanlış fikri düzeltmenin yolu, sol partinin söylem odağına doğru siyasi ideolojiyi tekrar yerleştirmektir. 

Türkiye gibi ülkelerde, sol partinin sosyal görevlerinden birisi, doğru ve dürüst muhalefet anlayışını savunmak ve uygulamaktır. Muhalefet yaparken ve iktidara hazırlanırken ve bu bağlamda kendi ulusal ve yerel söylemini geliştirirken, kendi kadrolarını yetiştirmek ve çoğaltmaktır. Bugün siyasal ve sivil kuruluşların dikkate almadıkları konuların başında, kuruluşun insan odağının sayı ve kalite olarak çoğaltılması gelmektedir. Geniş halk kesimlerine ulaşamayan (kitleselleşme için çaba harcamayan) bir sol partinin de fazla şansı olmayacaktır. 

Bugünün koşullarında ne ticarette, ne de siyasette masa başında oturup ahkâm keserek başarılı olmak mümkün değil. Gayretli ve hareketli olmak gerekiyor. Ama toplumun sol yanında bunları göremiyoruz. Adeta sol, (eğer buna sol demek mümkünse) eskisi ile ve ataletle idare etme beklentisi ve hayali içinde…

Doğru Fikir

Doğru Fikir

Gürcan Banger

Yaşamda ilgilendiğimiz tüm konulara bir iş gibi yaklaşmak, bazı insanlara çok çekici ve doğru gelmeyebilir. Ama sorunlara ve geleceğe ilişkin konulara akılcı ve sistematik yaklaşımlar geliştirmenin yararları da inkar edilemez. 

Konu ne olursa olsun; yaşamda bir yenilik tasarlıyorsanız, öncelikle bununla ilgili doğru tespit edilmiş bir fikriniz olmalı derim. Eğer bu yeni bir ekonomik işin kurulması ise bir kez daha doğrudur. Bazı insanlar yeni iş fikirleri üretmeye çok daha yatkın ve yetkindirler. Ama bu gerçek, herkesin yeni fikirler bulma konusunda yapabilecekleri olduğunu dışarıda bırakmaz. 

Kimi zaman yeni bir fikir, tümüyle kişinin yaratıcılığı sonucunda gündeme gelirken, bazen bu fikri, yakın ve uzak çevremizi inceleyerek buluruz. Bu anlamda gezip görmenin, okumanın büyük önemi olduğunu söylemeliyiz. 

Hepimiz, farklı fiziksel özelliklere sahibiz. Farklı ortamlarda yetişiyor, eğitim görüyoruz. Sonuçta farklı beceri ve yetenekleri olan bireyler olarak yaşamda yerimizi alıyoruz. Bu durum, yaşamla ilgili fikir üretirken veya bulup çıkarırken bizi etkiliyor. Deneyim ve bilgi birikimimizin öz ve biçimine göre farklı konular üzerinde düşünüyoruz. Yeni fikirler bulmada bazı kişiler, teknik konularda başarılı iken, beceri ve yeteneklerini sosyal ve kültürel alanlarda sergileyenler de var. 

Yaşamın maddi koşullarının fikir üretiminde etkileri olduğu da bir diğer gerçek. Bir kural olarak kabul edemeyiz ama zor maddi koşullarda yaşayan insanların, örneğin iş fikirleri kendi maddi ölçeklerinde oluyor. Yeterli bütçeye sahip kişiler, fikir üretiminde bu güçlerini kullanabilecekleri konulara yöneliyorlar. Kişi, maddiyatla kendini kısıtlamamalı ama bir yandan da bütçe kısıtlarını doğru biçimde kavramalı.

Dünya’yı genel anlamda bir piyasa olarak algılarsak; burada başarılı olmanın koşulu, pazardaki boşlukları yakalayabilmektir. Bu boşlukları fark edip onu dolduracak fikirler üreterek kendi farklılığımızı yaratabiliriz. Bildiğiniz gibi; bugünün iş dünyasında kaliteli olmak yeterli değildir; önemli olan, rakiplere göre bir farklılık yaratabilmektir.

Hangi alanda olursa olsun, fikir üretmenin ana ilkelerinden birisi, yukarıda sözünü ettiğim farklılık yaratılabilecek boşluğu bulmaktır. Bu gerçek, güçlü bir gözlem gücü yanında sıkı bir araştırma ve raporlama gerektirir. Ama doğru fikir bulunduğunda, tüm emeklere değidiği görülecektir. 

Zaman zaman Dünya’yı saran eğilimler gözlenir. Dalgalar halinde yayınlan benzer etkileri; felsefe, müzik, giyim, sanat gibi pek çok alanda gözleyebiliriz. Bu eğilim, Dünya’Yı tam olarak sarmadan önce bazı belirtiler gösterir. İşte; önemli olan, bu anı yakalayabilmektir. Bir anlamda yükselen dalgayı hissedebilmektir. Bu yönelim, daha başlamadan hissedilebilir ve doğru fikirler üretilebilirse, başarı merdivenlerinin ilk sıralarında yer almak işten bile değildir. Tabii ki; hissetmenin, işin sadece başlangıcı olduğunu, bunun emek ve azim ile sürdürülmesi gereğini unutmamamız gerekir. 

Yeni fikirler, cezbetme özelliğine sahiptir. Ama ekonomik ve sosyal yaşamda denenmedikleri sürece, kalıcılıkları ve doğrulukları konusunda emin olamayız. Bu gerçek, denenmiş ve sınanmış fikirler lehine bir avantaj sağlar. Kimi zaman ufku belli iş fikirleri, riski düşük ve daha sağlıklı sonuçlara ulaşabilir. 

Son bir nokta daha. Doğru iş fikri, öncelikle yeterli ve gerekli cesaret demektir. Güvenin olmadığı bir ortamda da, sanırım kişiler yeterince cesur olamıyorlar.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.