On Yıl Önce, On Yıl Sonra – 6
Gürcan Banger
Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Bir toplumun bozulma riskini en yüksek yaşadığı anlar, değerlerinin çekiştirilip başka amaçlara uygun hale getirilmeye çalışıldığı dönemlerdir. 1970’li yıllardan bu yana böyle bir süreç yaşanıyor. Çok farklı güçlerin etkisiyle toplumun değerleri ve kurumları, ciddi düzeyde bozulmalar uğradı. Bu süreç, 1990’lı yıllardan sonra Batı’nın lanse ettiği tüketim toplumu anlayışı ile sürüyor.
Erozyona uğradığını düşündüğüm kurumlar arasında ailenin ve eğitim sisteminin özel bir yeri var. Şunları yazalı 10 yıldan fazla olmuş (-ki 1990’lı yılların ortalarına doğru bunları anlattığım bir konferansta dinleyici topluluktan bana katılmayanlar olmuştu): “Geleneksel aile hızla çözülüyor. Geleneksel büyük aileden çekirdek aileye geçişin, ülkemizde daha farklı süreç ve nitelikleri olduğunu görüyoruz. Ailedeki çözülme, eğitim sistemindeki çöküş ile çakışıyor. Bir kültür iletişim ortamı alarak ailenin yerini dolduramayan eğitim sistemi, yeni bir ‘kültürel boşluğun’ oluşmasına yardımcı oluyor. Özellikle gençleri etkileyen bu boşluk; medya, mafya ve sokak tarafından dolduruluyor.”
Artık gazete manşetlerine taşınmaya başlamış olan aile içi sorunlar, sokak çocuklarının sayısındaki artış ve sokakta oluşan suç oranları, sanırım o yıllardaki bu tespitimi doğruluyor. Özellikle eğitim sistemi üzerindeki yaz-boz değişimler ve eğitimin öneminin yeterince anlaşılmayıp sadece öğretim olarak algılanması, bizi bugün yaşadığımız olumsuz noktaya ulaştırdı. Okul başarısı, bir başka okula ‘terfi etmek’ için gerekli olan sınav başarısı haline dönüştü. Eğitim sistemi (özellikle bu sistemin yöneticileri), eğitimin üretim için olması gereğini çoktan unuttular.
Siyaset yanına baktığımızda; halkı kandırmaya yönelik “ÖSS kaldırılsın” sloganlarıyla ‘iş’ idare edilmeye çalışılıyor. Sanki ÖSS (veya eşdeğeri her ne varsa) kaldırıldığında her şey güllük gülistanlık olacakmış gibi… Artık bir yozlaşma kaynağı haline gelmiş eğitim sisteminin gerçek sorununun istihdam yaratamamak olduğu gözden inatla kaçırılıyor. Siyasetçiler, sadece kolay problemleri çözerek göz boyamaya devam ederken, işsizlik sorunu karşısında ağızlarını açmıyorlar.
Eğer çirkin siyasetçi, gerçek sorunları çözemezse o zaman toplumu başka gerginlik noktalarına sürüklemeye çalışır; farklı (ve çoğu zaman işe yaramaz) gündemlerle halkı meşgul etmeyi dener. Yine buna benzer ortamlarda sosyal ve ulusal çıkarlar, iç politika malzemesi olarak kullanılır, çok önemli değerler siyaset rantını elde etmek için kurban edilir. Aşırı milliyetçiliğin artan düzeylerde pompalandığı dönemler, genelde bu tür özellikler taşır. Sonuçta sosyal psikolojinin daha fazla bozulmasından başka bir sonuç elde edilmez.
Sanırım, şu yazdıklarım 1996 yılına ait olmalı: ”Etnik ve dinsel bir mozaik görüntüsü veren ülkemizde şiddet, hızla bir ifade biçimi haline dönüşüyor. Şiddetin oluşması için çoğu zaman kışkırtmalara bile gerek kalmıyor. Bu arada toplumu şizofrenik, paranoid veya histerik tepkilerden uzak tutması gereken siyasetçilerin, tam tersine hezeyan niteliğinde komplo teorilerini gerçekmiş gibi insanlara aşıladığına sık sık şahit olmaktayız. “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok”, “Haçlı ruhu…”, “İç ve dış düşmanlar çevremizi sardı, hiç bu kadar olmamıştı”, “Din elden gidiyor, durum kritik” gibi karamsar, abartılı ve sağlıksız yaklaşımlar yetkili kabul edilen kişiler tarafından yazılıp söylendiğinde toplumun önemli bir bölümü toplumsal panik, histeri, depresyon ve paranoyanın nesneleri durumuna düşüp, sürü davranışları göstermektedirler.”
Başka ülkelerde başarılı olmuş şirketlerin, Türkiye’de başarısızlık nedenleri incelendiğinde; risk yönetimi konusunda zayıf ve eksikli oldukları gözlenmiş. Türkiye’nin bulunduğu bölge ve iç güçler dengesi açısından pek çok riski içerdiği ortadadır. Bu ülkede olumlu ve başarılı sonuçlar elde etmek kolay değildir. Risk yönetimi konusunda birikimli ve deneyimli olmayan bir iktidarın kalıcı başarılar elde etmesi zordur.
Ama “değişimi omuzlayacak olan malzeme budur; siyasal kalitenin tohumlarını atacağımız toprak burasıdır. Tüm zorluklara karşın kötümser (ümitsiz) olmanın gereği de yoktur.” İşin kolay olmadığı da gün gibi ortadadır.