“Türklerle Omuz Omuza”
Gürcan Banger
Bu pazar günü yazısında 1916 ile 1919 yılları arasında Osmanlı topraklarında Doğu Cephesi ve Filistin’de 29’uncu ve 1’inci Tümen Komutanı olarak görev yapan Alman Tümgeneral Hans Guhr’un anılarına yer vereceğim. Elimdeki kitap, İş Bankası Kültür Yayınları arasında yer almış. Oldukça yeni. İlk basımı Ocak 2007 tarihini taşıyor. Eşref Bengi Özbilen tarafından Türkçe’ye aktarılan kitap, “Anadolu’dan Filistin’e Türklerle Omuz Omuza” ismini taşıyor. Alman yazarın akıcı üslubunun yanında okumayı teşvik eden, emek verilmiş, güzel bir çeviri olmuş. Kitabın özgün adı ise “Als Türkischer Divisionskommandeur in Kleinasien und Palästina”. Kitabın orijinali, 1937’de Berlin’de Mars-Verlag Carl Siwinna tarafından basılmış.
Kitap, Osmanlı’nın son dönemini Türk ordusunda bir asker olarak yaşamış Hans Guhr’un anılarından oluşuyor. Anılar, Alman generalinin ülkesine dönüşünden sonra 1937’de kaleme alınmış. Bu nedenle Sonsöz bölümünde genç Türkiye’nin kuruluşu hakkındaki izlenimlerini de içeriyor. Kitap, o günlere ait çok sayıda, harita, kroki, v resim ve fotoğraf içeriyor.
İstanbul’da Haydarpaşa’dan başlayan seyahat; Eskişehir, Afyonkarahisar ve Konya üzerinden Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile devam ediyor. Bu bölümü yazar “Anadolu Günleri” olarak isimlendirmiş. Kitabın ikinci bölümünde Nizip, Şam ve Filistin’de geçen savaş anıları anlatılıyor. Bu nedenle kitabın ikinci bölümüne “Filistin Günleri” adı verilmiş.
Elimdeki kaynaklarda ve Internet ortamında hayli araştırma yapmama rağmen Hans Guhr’un yaşamı hakkında daha fazla bilgiye ulaşamadım. Sanırım, daha fazla ayrıntı için askerlik tarihi konusunda zengin kütüphanelere ulaşmak gerekebilir. Bu arada bu araştırmam sırasında Osmanlı Ordusu’nda görev yapan Alman subayları ile ilgili çeşitli (pek profesyonel olmayan) çalışmalara da göz atma fırsatım oldu.
Daha fazla ayrıntı için yine Guhr’un anılarına başvuralım. Tümgeneral Guhr, kitabı için yazdığı önsözde şunları söylüyor: “1916 yazından dünya harbinin sonuna kadar bir Osmanlı piyade tümeninin komutanı olarak Doğu Anadolu Yaylası, Güneydoğu Anadolu, Mezopotamya ve Filistin’deki muharebelere katıldım. Turda döndükten sonra bu muharebelerin gidişatı hakkında silah arkadaşlarım, dostlarım ve tanıdıklarım bana sık sık sorular sordular. Anlattıklarım daima büyük ilgi ile karşılandı. Bu yüzden yaşadıklarımı yazıya döküp bastırmak düşüncesi daha o zaman aklıma geldi. Fakat uzun yıllar boyunca görevde olmam niyetime engel oldu; ama şimdi, mesleğimi icra edişin geçmişte kaldığı yaşlılığımın boş vakitlerinde bunu gerçekleştireceğim.”
Emekli Tümgeneral Guhr, 1934’te başlayan ve Hitler’in Almanya’yı sürüklediği çılgın savaş ile sona eren Üçüncü Reich dönemini yaşar. İkinci büyük savaşın hemen öncesinde 1937’de şu tespiti yapar: “Ve bugün Üçüncü Reich’ta katı bir askeri ruhla eğitilen Alman gençliği, bu anlatılanlardan Almanların Doğu’daki zor görevlerini ve çok üstün düşmana karşı güçlerinin sonuna kadar yıllarca karşı koymuş olan kahraman Türklerin başka bir örneği olmayan kanaatkârlıklarını, tahammüllerini ve vatan sevgilerini öğrenmelidir.”
Guhr, bir asker olarak yıllarını geçirdiği Türklerin mücadelesini döndükten sonra da izlemeye devam eder. Batı’nın Sevr zincirinin kırılması, bir anlamda Guhr’un görevdeyken kazanılamayan mücadelesinin de başarılmasıdır: “Galiplerin Türklerin sırtındaki yumruğu acımasızdı, buna rağmen ilk onlar kendi güçleriyle Sevr’in zincirlerini kırdılar. Bütün Avrupa 1922 yılındaki bu şahlanışı Doğu’nun bir mucizesi olarak gördü.”
Bir cumhuriyeti var eden koşulları savaşın içinden okumak için önereceğim bu kitabın tanıtımını yine Guhr’un bilgece sözleri ile bitirmek istiyorum: “Geçmiş nasıl iki milleti müşterek bir savaşta bir araya getirmiştir, dileyelim ki gelecekte dostça bir yarış karşılıklı ticareti ve görüşmeyi, sanat ve ilimlerini yeniden canlandırsın ve dostluklarını pekiştirsin.”