Yeni yazılar (daha öncekilerle birlikte) şu adreste:
http://www.duyguguncesi.net
New posts (also the previous posts) at:
http://www.duyguguncesi.net
23/10/2011 08:14 (Uncategorized)
Tags: Duygu Güncesi, duyguguncesi
Yeni yazılar (daha öncekilerle birlikte) şu adreste:
http://www.duyguguncesi.net
New posts (also the previous posts) at:
http://www.duyguguncesi.net
03/07/2011 10:57 (Uncategorized)
25/03/2011 16:58 (Uncategorized)
Eskişehir Sanayi Odası (ESO) geleneksel hale getirdiği “Ar-Ge Proje Pazarı” etkinliğinin bu yıl 3’üncüsünü gerçekleştirecek.
İlki 6-7 Ocak 2009, ikincisi ise 29-30 Nisan 2010 tarihlerinde yapılan Ar-Ge Proje Pazarı etkinliğinin üçüncüsü, bu yıl Bursa-Eskişehir-Bilecik Kalkınma Ajansı (BEBKA) ortaklığı ile 10-11 Mayıs 2011 tarihleri arasında Eskişehir Anemon Otel’de gerçekleştirilecek. Etkinliğe TÜBİTAK ve TTGV destek verirken, etkinliğin yürütücülüğünü ise SANGEM yapmaktadır.
Bu etkinlik; belirlenen tematik alanlarda proje fikri olan, projesi için katkı arayan araştırmacılarla bir teknik sorununa çözüm arayan sanayi kuruluşlarını bir araya getirmeyi hedeflemektedir. Böylece üniversiteler ve araştırma kuruluşlarından uzmanlar ile sanayi işletmelerinden ilgililer aynı ortamda fikir ve destek alışverişinde bulunma imkânı yakalayacaklardır.
Etkinlikte yapılacak sunumlarla; bilgi ve görüş paylaşımı, farklı uzmanlarla tanışma olanağı, proje işbirlikleri kurulması, finansal destek ve fikri mülkiyet mekanizmaları hakkında bilgilenme, yeni pazar ve iş olanakları hakkında fırsatları öğrenme olanağı sağlanacaktır.
Ar-Ge Proje Pazarı etkinliği çerçevesinde Eskişehir bölgesinin potansiyel ve yetenekleri de öngörülerek; proje başvuruları için; makine tasarım teknolojileri, metal şekillendirme, seramik, raylı sistemler, kimya ve proses, üretim teknolojileri ve işletme verimliliği, enerji ve enerji verimliliği tematik alanları seçilmiştir. Başvuru yapılacak projeler; fikir, fizibilite, araştırma, geliştirme, uygulama veya ticarileştirme aşamalarında olabilir.
Etkinlik hakkında, www.esinkap.net adresinden daha detaylı bilgiye ulaşılması mümkündür.
25/12/2010 10:16 (Uncategorized)
Tags: Duygu Güncesi, duyguguncesi, Gürcan Banger
Yeni yazılarıma erişmek için:
http://www.duyguguncesi.net
http://www.gurcanbanger.com
15/10/2010 10:18 (Uncategorized)
Tags: duyguguncesi.net
Duygusal yaşam, zihin tazeleme ve gazete günlük köşe yazılarımı bundan sonra http://www.duyguguncesi.net adresli blog’umda yayınlayacağım. Böylece izleyenler ve benim için süreç daha kolay olacak. Sevgi ve saygılarımla, GÜRCAN BANGER
15/10/2010 10:17 (Uncategorized)
Tags: duyguguncesi.net
Duygusal yaşam, zihin tazeleme ve gazete günlük köşe yazılarımı bundan sonra http://www.duyguguncesi.net adresli blog’umda yayınlayacağım. Böylece izleyenler ve benim için süreç daha kolay olacak. Sevgi ve saygılarımla, GÜRCAN BANGER
15/10/2010 05:00 (Eskişehir, Medya, siyaset)
Tags: Eskişehir, Gürcan Banger, Medya, siyaset
İğne ve Çuvaldız
Gürcan Banger
Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi *** YENi ***
Siyasetçi ve bürokrat, yaşadığı yerin yerel medyasında (görsel ve yazılı basın organlarında) kendisi ile ilgili olumlu haberler ve yorumlar izlemek ister. Aksi olduğu durumda ise ya tepki verir ya da medyaya karşı kayıtsızlık tavrı içine girer. Medyanın yazar-çizer takımı ise siyasetçi ve bürokratın tepkilerine karşı kendini bir tarafsızlık ve objektiflik kalkanı ile korumaya kalkar ve ‘ne görüyorlarsa onu yazdığını’ söyler. Ama bir gerçek şudur ki; siyasetçi ve bürokrat, pek çok örnekte olduğu gibi, ’işine gelmeyen’ konularda medyayı susturmak için ‘elinden geleni ardına koymaz.’ Siyasetçi ve bürokrat ile medya arasında ‘barışta ve savaşta’ her zaman adı konmamış da olsa bir gerginlik vardır. Yerel basın tarihi bunun örnekleri ile doludur. (Deneyimli gazeteci arkadaşlarımızın bu örnekleri bir tefrika halinde kaleme almaları hoş olur doğrusu.)
‘İğneyi kendimize çuvaldızı siyasetçi ve bürokrata batırmak’ anlamında yerel medya içi ilişkiler düzenine de bakmakta yarar var, derim. Bence Eskişehir yerel medyasının iç ilişkiler ve iletişim davranışları üzerine bir lisans sonrası çalışma yapmaya değer. Bu tür bir çalışma, medya içi çatışma (ve varsa eğer, uzlaşma) kadar şehrin medya üzerinden ayrışma ve çatışmalarının da ipuçlarını verecektir. “Yerel medyada çatışma ruhu” gibi bir temayı iletişim alanında tez konusu arayanlara öneririm.
2007 baharında Eskişehir’de bir bankanın katkılarıyla yapılan stratejik gelecek çalışmasında tüm takımların üzerinde uzlaştığı ilginç bir sonuç çıkmıştı. Eskişehir ekonomisinde başarılamayanlar arasında ilk sırada ‘birlikte hareket edememe’ gerçeğinde tam uzlaşma olmuştu. Kolektif çalışma eksikliği olgusunun yerel medya düzeyinde de mevut olması hiç şaşırtıcı değil.
Yerel medyada ortak çalışma ve işbirliğinin eksikliğinin bir boyutu, daha güçlü yayın organları yerine bölük pörçük ve daha etkisiz yayınların varlığıdır. Örneğin yerel gazetelerin birkaç yüzle birkaç bin arasında değişen tirajlarda kalmalarının nedenlerinden birisi, bir araya gelerek daha güçlü gazetelerin yaratılamamasıdır. Neredeyse her yerel gazete, bir küçük ticarethane olarak kendi yağıyla (ama ağır yaşam koşulları altında) kavrulmayı tercih etmektedir.
Diğer yandan; bir dönemi kapsayan küçük bir inceleme, yerel medyada yazanlar arasında da bir sosyal dayanışma ruhunun olmadığı sonucunu gösterecektir. Örneğin bir yerel gazetede çıkmış bir yorum veya yazı hakkında bir başka gazetede yazılanlar, çoğu zaman ‘bardağın boş tarafına bakar’ bir anlayış ile olumsuz ve eleştiri-ötesi olabiliyor. Yerel medyanın yazarları, farklı görüşlerde de olsa birbirilerine olumlu katkı ve destek vermek yerine, ‘sınırları aşan’ sert bir tarzda eleştirmeyi (hatta karalamayı) tercih edebiliyorlar. Fikre veya tavra destek ile eleştirinin düzeyi arasında bir ortalama denge olmadığında; manzara, garip görünüyor. Kendi insanına ve aydınına sahip çıkmayan Eskişehir, yerel medyada da kendi insan değerlerine sahip çıkmamakla aynı anlayışı sürdürmeye devam ediyor.
Bilindiği gibi; Eskişehir ekonomisi, bugüne kadar kendi kaynaklarını bir araya getirerek ortak ve birleşik bir güç olmayı başaramadı. Şimdi bu kesimlerin pek çoğu, yeni alışveriş merkezleri ile organize perakendecilerin kendilerini ‘yiyip bitirdiğinden’ şikâyet ediyor. Yakında Eskişehir dışından bir sermaye grubunun eseri olarak buraya gelecek bir bölgesel gazetenin Eskişehir yerel medyasını (AVM’lerin yaptığına benzer biçimde) silip süpürmesi muhtemeldir. O zaman ‘ne idik ne olduk’ diye sızlanmanın pek yararı olmayacaktır.
İşin özeti şudur. Eskişehir, yerel medya düzeyinde de kendi insanına, kendi düşünenine, kendi yazarı ile kendi gazete ve gazetecisine sahip çıkmak zorundadır. Çünkü ortada paylaşılacak bir gelecek var.
14/10/2010 19:36 (Düşünce, Yaratıcılık, Yenilikçilik)
Tags: Düşünce, Fikir, Gürcan Banger, Yaratıcılık, Yenilikçilik
İyi Fikir
Gürcan Banger
Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi *** YENi ***
1981-2001 yılları arasında General Electric’te (GE) CEO’luk görevinde bulunan Jack Welch’in anahtar kavramları arasında sadelik, bürokrasiyi azaltma, liderlik ve çözümcülük gibi kavramlar yer alır. Welch’in GE’deki üstün CEO’luk başarısının arkasındaki bir diğer kavram ise ‘iyi fikirlerin’ her nerede olursa bulunması ve yararlanılması idi.
Konu “iyi fikir” iken bir tesadüf eseri, yeni gelen kitap kolisinin içinde 2007 basımı ilginç bir kitap çıktı. Şimdi elimde bu kitap var. MediaCat Yayınları arasında çıkan kitabın adı “İyi Fikir Bulma Tekniği”. James Webb Young’ın, orijinal ismi “A Technique For Producing Ideas” olan kitabının ilk baskısı 1940 yılında yapılmış. Kitaptaki notlar, ilk olarak Chicago Üniversitesi’nin İş Okulu Reklâmcılık Bölümü mezunlarına yönelik olarak hazırlanmış. Ama bir eleştirmen, bu kitap için “Yaşamım boyunca hiç fikir üretmedim” diyen birisi için bile şaşırtıcı sonuçlar oluşturacağını söylüyor.
Kolay okunabilen ama düşünmeyi gerektiren 80 sayfalık bu kitabında Young, fikir üretimi konusunda şunları söylüyor: “Fikirlerin üretimi de aynen Ford arabalarınki kadar kesin bir sürece dayalıdır. Fikirlerin üretimi de bir montaj fabrikasında gerçekleşir. Bu üretim sürecinde zihin, öğrenilebilir ve kontrol edilebilir etkin bir yöntem izler ve bu yöntemin etkili bir şekilde kullanılabilmesi için, başka herhangi bir iş aletinde olduğu gibi, tekniğin, pratik yaparak geliştirilmesi gerekir.”
Jack Welch, GE’nin başına geldiği sırada (1981’de) herkes işlerin yolunda gittiğine inanıyordu. Welch ise yeni iş fikirlerine ihtiyaç olduğu kanaatindeydi. Bu nedenle şirket içinden veya dışından bulabildiği tüm iyi fikirleri edinmek ve onlardan yararlanmak için üstün bir gayret gösterdi. Gerçekten 1980’li yılların başı, tüm Dünyada ciddi bir değişim ve dönüşümüm gerçekleştiği yıllar oldu. Welch’in kaynağı ne olursa olsun, iyi fikre (ve tabii ki vizyona ve liderliğe) verdiği önem, GE’nin üstün çıkışı ile kendisinin haklı ününü sağladı.
Ne yazık ki; Welch ile GE’nin 1980’li yılların başında yakaladığı noktadan uzaklardayız. İyi fikre sahip olabilmek için gerekli mekanizmalarımız yok. Hâlâ fikirlerin değerini, o fikri beyan eden kişinin makamına göre değerlendirmeye devam ediyoruz. Birilerinin bizim yerimize düşünüp yapmasını bekliyoruz. Düşünmenin ve fikir üretmenin önemli bir iş olduğunu kavrayamadık. Fikir üretenleri ise ‘potansiyel zararlı’ olarak görmeye devam ediyoruz. Fikrî farklılıklara tahammülümüz yok.
Hâlbuki sertleşen Dünya koşullarında iyi fikirlere olan ihtiyacımız her an artıyor. Önceden hazırladığımız ağır ve hantal talimatlarla kuşkulu uzun dönem planları yerine esnek, çevik ve hızlı karar verip hareket eden kuruluşlara ihtiyacımız var. Bu süreçte geleceğin tohumları, iyi fikirler tarlalarında yeşerecek.
İyi fikir üretme konusunda bilinmesi gereken şudur. Tabii ki iyi fikrin nerede aranması gerektiğinin önemli olduğu anlar vardır. Ama bu konuda en yakıcı nokta, fikir üretimi için zihnin nasıl eğitilmesi gerektiği ile fikrin kaynağında bulunan ilkelerin neler olduğu ve bunların nasıl yönetileceğidir.
James Webb Young, kitabında reklâmcılara bakarak iyi fikir üretmenin sürecini ve ana ilkelerini tartışıyor. Ama siz de bu kitabı, benim gibi (reklâmcılar için olan içeriğini bir yana koyarak) “Ben nasıl fikir üretebilirim? Nasıl daha fazla fikir üretebilirim? Nasıl daha nitelikli fikir üretebilirim?” sorularını cevaplayacak biçimde okuyabilirsiniz.
13/10/2010 08:54 (Ekonomi, Eskişehir, Sanayi)
Tags: Ekonomi, Eskişehir, Gürcan Banger, Sanayi
Eskişehir Sanayisi Üzerine
Gürcan Banger
Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi *** YENi ***
Bir kentsel yerleşim olarak Eskişehir’in tarihinde birkaç dönüm noktası var. Bunlardan sonuncusu, 2000’li yıllarla birlikte yaşandı. 20’nci yüzyılın ilk yarısında ‘ulusal sanayinin’ örnek şehirlerinden birisi olarak gösterilen Eskişehir, daha sonra bir durgunluk sürecine girdi. Şehir, bir ‘kötü kentleşme’ sürecine teğet geçtikten sonra 2000’li yıllarla birlikte eskiye oranla daha yoğun dış sermaye akımı almaya başladı.
Gelen sermayenin yapısını incelediğimizde ise; (Eskişehir OSB’nin tüm cazip koşullarına rağmen) sayılı örnekler dışında yoğunlaşmanın hizmetler sektöründe (ve özellikle tüketime yönelik) olduğunu görüyoruz. Bunun en belirgin örnekleri, peşpeşe hızla açılmaya başlayan alışveriş merkezleridir. Bir dönem ulusal sanayinin gözbebekleri arasında sayılan Eskişehir’de, tüketim ekonomisi hızla üretimin yerini alıyor. Bunu pozitif bir gelişme olarak kabul etmek mümkün değildir.
Başta yoğun işgücü kullananlar olmak üzere pek çok sektörde üretimin küresel olarak Asya’nın güneydoğusu ile Kuzey Afrika’ya kaymakta olduğunu görüyoruz. Türkiye, ucuza mal edip kârlı satmak isteyen yabancı sermaye için giderek daha az yatırım alanı olarak görülüyor. Bu nedenle Eskişehir’e gelen yabancı sermayenin de farklı davranmasını beklememeliyiz. Eskişehir, ancak temel altyapı olarak eğitilmiş olan işgücünü daha nitelikli (uzmanlaşmış) hale getirerek dış veya yabancı sermaye için bir albeni oluşturabilir.
Sıklıkla ifade ettiğim gibi; Eskişehir’in sınai yatırımlar açısından birincil sorunu, girişim ve yatırım yetersizliğidir. Ne kadar olduğu konusunda (yeterli bilimsel araştırma yapılmadığı için) ne yazık ki bir türlü emin olamadığımız sermaye birikimi, yıllar içinde özellikle sınaî yatırıma dönüşememiştir. Eskişehir sanayisini oluşturan firmaların pek çoğunun kurucu çekirdek kadrosunun, bu bölgede Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak kurulan kamu fabrikalarından çıkmış olması şaşırtıcı değildir. Sermaye birikimi olan hemşehriler, bunu bankada tutup faizle yaşamayı veya gayrimenkule çevirmeyi düşünmüş; sınaî bilgi birikimi ile sermaye birikimi buluşarak yatırıma dönüşmek üzere birleşememiştir.
Tasvir ettiğim türden bir ekonomik atalet durumunda; bu krizi aşacak mekanizmalar ve liderler gerekir. Eskişehir’e liderlik görevi açısından bakıldığında; ilk elde göze çarpan kurumlar, meslek odaları ile üniversiteler olur. Kimi bölgelerde sınaî gelişime ivme verenler arasında yerel siyasetçilerin de bulunduğu gözlenir. Bugüne kadar Eskişehir yerel sermaye birikiminin, sanayi yatırımlarına yönlenmeye özendirilmesi veya teşvik edilmesi mümkün olmamıştır. Özellikle yerel bürokrasinin, Eskişehir’in yatırım teşvikçileri olmaktan daha ziyade, Ankara’nın muhafazakâr memurları olmayı tercih ettikleri gözlenmiştir. Eskişehir, son 60-70 yılda ‘mevzuat hazretlerinden’ destek görmediği gibi, onu aşabilme konusunda da pek başarılı olamamıştır.
Faturanın tamamını kamuya kesmemek lazım. Ama kentte mevcut diğer kurum ve kuruluşların da sınaî yatırım ataletinin aşılması konusunda fazlaca katkılı ve destekçi olduğunu söylemek mümkün değildir. Kimi meslek odalarının, geçmişte bir siyasi vitrin veya kartvizit makamı olarak görülmesinin olumsuz etkileri olmuştur.
Eskişehir ile ilgili olarak potansiyel envanteri ve yatırım olanakları konusunda sayısı az da olsa bazı çalışmalar yapılmaktadır. Ama Eskişehir’in sınaî yatırım potansiyelinin (özellikle proje bazlı olmak üzere) yeterince tanıtıldığını söylemek zordur. Bu noktada görev, öncelikle meslek odalarına, üniversitelere ve kamunun ilgili birimlerine düşmektedir. Şehirde mevcut bazı kurum ve kuruluşların bir araya gelerek yeni oluşumlar (ve tabii ki, beklentiye bağlı stratejik planlar) üretmeleri de söz konusu olabilir.
12/10/2010 06:15 (Sivil Toplum, Yönetim)
Tags: Değişim, Gürcan Banger, Sivil toplum, yönetim
Yönetim Anlayışı Değişiyor
Gürcan Banger
Facebook’ta paylaş
Twitter’da paylaş
Duygu Güncesi *** YENi ***
Sivil toplum kuruluşlarının (STK’ların) ısrarla yeni yaklaşım ve modelleri denemeye devam etmeleri gerekiyor. Her ne kadar bu sektör, bazı ülkelerde Türkiye’ye oranla çok daha fazla gelişmiş olmasına rağmen; henüz kendi sivil kurgusunu tamamlayabilmiş değil. Merkezî otoritenin ve siyasetin karşısında (gerçek sivil güç olabilmesi için) alması gereken çok mesafe var. Sivil ilerleme sürecinde bazı hatalar yapılmasını da olağan karşılamak gerekir.
Sivil toplum alanında yaşanan kurumsallaşma sorununun nedeni, sadece bu sektörün Türkiye için çok yeni olmasından kaynaklanmıyor. Tüm Dünya’da neredeyse tüm kurum ve kuruluşlar için yönetim ve kurumsallaşma yaklaşımları da değişiyor. 30-40 yıl önce sosyal dalların, fizik-kimya gibi temel dallar karşısında bilim sayılmasında ayak sürünürdü. Genelde yönetimi bir sanat olarak algılama alışkanlığı vardı. Şimdi kütüphaneleri, Internet’i ve kitapçı raflarını dolaştığımızda ‘yönetim, kurumsallaşma, yeniden yapılanma ve kişisel gelişim’ gibi konularda bir patlama olduğunu görüyoruz. Bilgi ve yönetim konulu konferans, kongre ve sempozyumların sayısı her geçen gün artıyor. Öyle anlaşılıyor ki; genel anlamda yönetim anlayışı, sınıf değiştiriyor. Yönetim, hızla bir bilim olma yolunda. Biraz kapsamı daraltarak “Bilim oldu” desek de fazlaca yanılmış olmayız.
Yönetimin bir sanat olma özünü yitirmeden, kendini bilimsel yöntem, teknik ve araçlarla donatması neyi değiştirir? Küreselleşmenin doğal sonuçlarından birisi olarak; günümüzde örgüt (kurum, kuruluş) ölçeği çok büyüdü. Ekonomik işletmeler yanında; Dünya ölçeğinde örgütlenmeye sahip örneğin sivil kuruluşlar var. Diğer yandan devletler de yapı olarak yeni dönüşüm çabaları içindeler. Dolayısıyla geleneksel yönetim yaklaşımlarının bugünün dünyası için yeterli olduğunu söylemek mümkün değil.
Her geçen gün ölçek olarak büyüyüp içerik olarak zenginleşen kuruluşları yönetebilmek için yeni araçlara ihtiyaç oluşuyor. Artık teknolojik ürünleri, istatistik ile yöneylem araştırması tekniklerini, yeni örgütlenme ve iletişim yaklaşımlarını üretmek ve daha fazla kullanmak gerekiyor. Sistemlerin karmaşıklaşması arttıkça, olasılıkları hesaba katan yeni bilimsel yaklaşımlar için kullanım fırsatları doğuyor.
Türkiye’ye dönüp baktığımızda; yönetim anlayışı olarak henüz istenen düzeyde olmadığımızı açıklıkla görüyoruz. Ekonomik işletmelerden devlete, sivil toplum kuruluşlarından bir endüstri haline gelmiş futbolun kulüplerine kadar alışageldiğimiz pederşahi tarzdan vazgeçmemekte ısrar ediyoruz. Ama kesin olan şu ki; yönetim, artık bir bilim. Bugünün yöneticilerinin de bu bilimin öngördüğü bilgi ve deneyim ile donanmış olmaları gerekiyor. İşler yolunda gitmediğinde “Kötü şans, kör talih, iş kazası…” diye ağlayıp sızlanmanın, bugünün dünyasında yeri yok.